Skip to content
AnkaraSevdam // Ankara Tarihi ve Kültürü Araştırma Portalına Hoşgeldiniz:
Ankara Evliyaları
ER SULTAN
6EVLİYA ÇELEBİ'NİN
ENGÜRÜ (ANKARA) RÜYASI
VE
ER SULTAN

Er Sultan hazretleri (Allah sırrını azîz etsin), Evliyâ Çelebi’nin anlatımıyla “duâsı kabul olunan, tarikatın nuruna mazhar, hakikat sırlarını keşfeden, bilgi yolunun talipleri, irfan kervanbaşı”dır.[1]
Hicri 1058 yılının Rebiulâhir’inde (Nisan-Mayıs 1648) Ankara’ya gelen Evliya Çelebi “Seyahatnâme”sinde Er Sultan hazretlerinin türbesini ziyaret eder ve kişiliği hakkında bilgi verir. Evliya Çelebi “Şeyh Hazret-i Er Sultan ziyareti”ni şöyle anlatır:
“Mübârek isimleri Mahmud’dur. Yine Ankara içinde dünyaya gelmiştir. Kadirî tarikatından Şeyh Hamid hazretlerinin şeyhlerindendir. Nice bin keşif ve kerâmetleri görülmüştür. Tanrı’ya hamd olsun bu hakire de ziyareti nasip olup rüyamızda görüp âhiret yurdunda iken irşâdlarıyla hissedar olduk. Allah rahmet eylesin. Ankara içinde Ağaçpazarı’nda küçük bir türbede yatmaktadırlar. Herkesin ziyaret ettiği bir yerdir. Allah sırrını azîz etsin.”[2]
 
HACI BAYRÂM-I VELÎ
Hac_Bayram_Camii_tebe_ve_dergahevihacbayram_cammi_1998
HACI BAYRÂM-I VELÎ (K.S)
ANADOLU'NUN MANEVİ HAMİSİ VE FETHİN MÜJDECİSİ

Ankara’da doğan ve yetişen, büyük bir mutasavvıf olan Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin esas adı “Numan”, künyesi ise “Mahmud bin Ahmed bin Numan”dır. Babasını adı Ahmed, dedesinin adı Mahmud’dur. Ankara şehir merkezine yakın Solfasıl Köyü’nde doğmuştur. 1340 veya 1350 yılında doğduğu rivayet edilir. Bazı kaynaklarda ise babasının lakabı “Koyunluca Ahmed”dir. Koyunluca Ahmed’in çiftçilik veya hayvancılıkla uğraştığı tahmin edilir. Babasınının mezar yeri bilinmemektedir. Annesinin ismi ise kaynaklarda zikredilmez.
Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin halifelerinden olan Seyyid Abdülkadir İsfahanî hazretlerinin soyundan gelen evlatlarının elinde bulunan 1428 tarihli vakfiye suretinde, ilk defa Hacı Bayram-ı Veli’nin künyesi tam olarak yazılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunmayan bu orijinal vakfiye suretini 2005 yılında İsfahanî evlatları tarafıma getirmiş, bizde bu vakfiyenin fotoğrafını çekerek ilim aleminin hizmetine sunduk.
 
ANKARA EVLİYALARI
IMG_00279_mays_k.hamam.2009_006
ANKARA EVLİYALARI VE ZİYARET YERLERİ

Ankara şehir merkezi ve ilçelerinde bulunan Allah dostlarının mezarlarının sayısı, bizlere bu toprakların manevi muhafızlarının olduğunun en güzel isbatıdır. Aşağıda isimlerini zikredeceğimiz önder ve abide şahsiyetlerin bazılarının kutlu mekanlarını tek tek ziyaret ederek fotoğraflarla tesbitini yaptık. Osmanlı ve vakıf belgelerinde isimleri zikredildiği halde mezarlarını tespit edemediğimiz velilerin ise isimlerini ve yaşadığı yerleri yazdık. Bu bilgileri sizlerle paylaşmak istiyoruz. Daha geniş bilgi için sitemizden "Manevi Mimarlarıyla Ankara" ve "Edebi ve Tarihi Şahsiyetleriyle Ankara" isimli kitaplarımızı pdf formatında bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
 
HASAN BASRİ ŞEYH
_MG_0324
SULTAN İKİNCİ MURAD HAN ZAMANINDA POLATLI BÖLGESİNDE TÜRKMENLERİN İSKANINA
ÖNCÜLÜK EDEN DERVİŞ:

BASRİ ŞEYH (HASAN BASRİ) HAZRETLERİ

Malazgirt Zaferi'nden sonra Ankara civarına gelen Oğuz Türkmen boylarına bağlı cemaatlerin bir kısmı viran olan Bizans köylerini yeniden şenlendirerek, bir kısmı da yeni köyler kurarak yerleşik hayata geçer. "Horasan meşrepli gazi-dervişler"de yeni köylerin kurulmasına viran köylerin yeniden şenlenmesine öncülük eder. Türkmen cemaatlerinin bir kısmı da bölgede konar-göçer hayat yaşamaya başlar. Günümüzde Polatlı ilçesinin kuzeyinde bulunan Basri Köyü'de Roma döneminde önemli bir şehir merkezidir. Antik Gordion şehrine yakındır. Osmanlı döneminde Basri Köyü'nün adı "Şehir Viranı" mevkii olarak anılır. Sultan İkinci Murad zamanında Anadolu Beylerbeyi olan Karaca Bey, Basri Şeyh'e Şehir Viranı bölgesinin yeniden şenlendirilmesi, Türkmen cemaatlerinin buraya yerleşmesini temin etmesi şartıyla günümüz Basri Köyü arazisinin tamamının tasarrufunu verir ve evladlarına vakfeder.
Basri Şeyh ilk olarak bu mevkide bir "zaviye" (tekke/dergâh) binası yaparak, gelen-giden yolculara ücretsiz yemek verir. Yolcuların konaklamasını temin eder. Aynı zamanda bölgenin asayişini korur ve insanları sohbetleriylede irşad eder. Kısa sürede bu mevkide Türkmenler tarafından yeni evler yapılır ve büyük bir köy kurulur. Basri Şeyh'in vefatından sonra köyün adı "Basri" olarak anılmaya başlar.
_MG_0317_MG_0328

Basri Köyü arazisi Hasan Basri Zaviyesi’nin vakıf mülkü olduğu 1845 yılına ait “Günyüzü Kazasına tabi (bağlı) Basri karyesi (köyü) Temettuat Defteri”nde de zikredilir. Temettuat Defteri’nin birinci sayfasında Basri köyü ahalisinin kendi mülkü olarak bir dönüm veya bir parça tarlası olmadığı, kullandıkları arazilerin ise köyün içinde “defini hâk-ı ıtır-nâk” (güzel kokulu toprağa defnedilmiş) Hasan Basri hazretlerinin vakfı olduğunu, kullandıkları bu tarlaların yıllık öşrünü her yıl köyde oturan Hasan Basri Tekkesi şeyhine ödedikleri yazılıdır.

Basri Şeyh hazretlerinin vefatından sonra zaviyenin şeyhliğine “Nazir Şeyh” atanır. Basri Şeyh ise zaviyenin bitişiğine defnedilir. Nazir Şeyh’in 1466 yılında vefatı üzerine zaviye vakfı mutasarrıflığına oğulları Ahmed ve Ömer tayin edilir. Daha sonraki yıllarda “Basri Şeyh”, “Hasan Basri” adıyla anılmaya başlar. Basri Köyü mezarlığı içinde bulunan Basri Şeyh Zaviyesi binası günümüzde tamamen yıkılmış ve sadece temel izleri ile Hasan Basri hazretlerinin mezarı kalmıştır. Basri hazretlerinin mezarının  başında Roma dönemi mermer bir sütun bulunmaktadır.

Hasan Basri Şeyh’in mezarının bir türbe içine alınarak yeniden inşa edilmesi, ziyaretçilere açılması ve her yıl düzenlenecek anma günü ile O’nun ruhaniyetinin yad edilmesini bölge insanına düşen bir görev olarak görüyoruz. Basri köyü sakinlerinin en kısa sürede "Basri Şeyh"in hatırası canlandıracaklarını ümid ediyorum.

 
İSTİKLÂLE SIRDAŞ GÖNÜL ERİ
Untitled-1



REYHAN YAYINLARINDAN
BİR KÜLTÜR HİZMETİ DAHA...

İSTİKLÂLE SIRDAŞ GÖNÜL ERİ
ŞEYH TÂCEDDÎN VELÎ HAZRETLERİ

Reyhan Yayınları tarafından Ankara Şehir Tarihçisi Abdülkerim Erdoğan'ın yayına hazırladığı "Şeyh Tâceddîn Veli" isimli eser yayınlandı. Tamamen belgelere dayalı hazırlanan bu eser 152 sayfa, birinci hamur kağıda tamamına yakını renkli baskılıdir. Özellikle Ankaralı Şeyh Taceddin Velî hazretlerinin Milli Kütüphane Yazmalar Bölümünde bulunan "Evrâd-ı Şerif"i (günlük dua ve zikirleri) tıpkı basıma yakın yayınlanmış ve yeni harflere çevirisi yapılmıştır. Eserin "Başlarken" yazısını sizlere sunuyoruz:

Ankara, Hacı Bayrâm-ı Velî hazretlerinin doğduğu, yetiştiği ve mürşidi Somuncu Baba’dan aldığı tasavvufî öğretileri insanlara naklettiği, gönül bağlılarını irşâd ettiği kutlu bir şehirdir.  Aynı zamanda Allah dostlarının nurlu kabirlerinin bu şehirde bulunması dolayısıyla da “hâk-i ıtr-nak” yani toprağı kutsal olan bir belde ve “sırlar şehri”dir.
Şair Abdüllâtif Râzî, 1699 yılında yazdığı “Ankara Medhiyesi”nde, Ankara’yı Osmanlı mülkü içinde bir “şehbâza”, bir cins iri ve beyaz doğana benzetir. Allah’ın Ankara’yı her yönüyle mümtaz eylediğini, seçip yükselttiğini belirtir ve devlet yıldızı Ankara’ya sırdaş olsa buna şaşılmayacağını söyler. Râzi’ye göre Ankara’nın her köşesinin âlim, ilim ve hakikat mahzeni olduğunu, şehrin içinde sayısız evliya bulunduğunu, bunların içinde Ankara’nın hatta bütün Anadolu’nun manevî mimarlarından Hacı Bayrâm-ı Velî’nin ayrı bir yeri olduğunu, bu özellikleri ile Ankara yükselse ve feleğin üstünde uçsa yeridir der ve Ankara şehri için şu duayı yapar:
Ey Kerîm olan, ulu ve cömert olan Allah’ım. Bu Râzî kulunun gönlünü hoş eyle, onu sevindir. Duasını kabul et de Ankara benzerlerinden üstün olsun.”
Nakşibendî ve Halveti öğretilerinin harmanlandığı, muhabbet ve cezbe yolu olan “Bayramilik”; Kur’ân ve sünnete kavi şekilde bağlı, gizli zikri benimsemiş, Hazreti Ebu Bekir ve Hz. Ali (r.a.)’ye ulaşan iki ayrı silsileye sahiptir. Hacı Bayrâm-ı Velî sağlığında hilafeti Hazreti Ebu Bekir (r.a.) soyundan gelen halifesi Ak Şemseddin hazretlerine bırakır.
“Bilmek, bulmak, olmak” esasına dayanan, “tevhid” akidesiyle tefekkürü esas alan Bayramilik, daha sonraki yıllarda “Şemsiyye-i Bayramiyye (Tennuriye, Himmetiyye ve İseviyye)”, “Melamiyye-i Bayramiyye” ve “Celvetiyye” adıyla üç kola ayrılmış, bazı kollar günümüzde de halen devam etmektedir.
“Celvetiyye” şubesinin kurucu şeyhi, Ankaralı bir aileye mensup olan Aziz Mahmud Hüdâyî hazretleridir. Celvetiyye’nin Ankara şubesi olan “Tâcî” kolununda kurucu şeyhi ise Şeyh Tâceddîn Velî hazretleridir.
Tâceddîn Velî hazretlerinin hayatı, eserleri ve tasavvufi öğretilerine girmeden önce, yaşadığı onaltıncı yüzyıl Ankarası’nın genel durumunu özetleyerek giriş yapmayı uygun gördük.
“Şehir dili” olan mahalle isimleri, bizleri o mahallede yaşamış bazı edebi ve tarihi şahsiyetlerin hatırasını yaşatmak için konulduğunu gösterir. “Ahi Hacı Murad”, “Ahi Yakub”, “Rüstem Naal”, “Hacı Seyyid”, “Teke Ahmed”, “Kul Derviş”, “Baklacı Baba”, “Ahi Mamak”, “Hacı Musa”, “Ahi Arap”, “Doğan Bey”, “Kızıl Bey” ve “Öksüzce” gibi. “Hamam Önü”, “Namazgâh Tepe”, “Namazgâh Tahtı”, “Timurlenk Tahtı” ve “Karaca Bey İmareti” gibi isimlerde o mahallede bulunan önemli yapıların varlığını gösterir. “Saman Pazarı”, “Koyun Pazarı”, “At Pazarı” ve “Kağnı Pazarı” gibi ticari hayatın yaşandığı mekanlar ile  “Hacı Tepesi”, “Arap Dağı”, “Bend Deresi”, “Hüseyin Gazi Dağı”, “Cin Deresi”, “Kiçi Viran”, “Etlik”, “Seyran Bağları” ve “Eset Bağları” gibi isimlerle de mevkilerin coğrafi tanımlamaları yapılır.
Şehirlerin kimliği, konuşan dili olan semt isimleri, tarihi mekanlar ve yapılardır. Bu dil anlaşılmaz hale getirildiği zaman o şehrin kimliğide kaybolur. Yaşanmış tarihinin tanıkları olan bu değerler kaybolunca da, geçmiş zamanla olan irtibatımız kesilir ve bizlere miras kalan emanetleri korunmadığımız için gelecek nesillerin vicdanlarında yargılanırız. Melez bir şehirciliğin kurbanı oluruz.
“Tâceddîn Dergâhı”, “Karaca Bey İmareti”, “Kul Derviş”, “Hacı Murad” ve “Hacı Musa” gibi semt isimleri  yüzyıllar boyu mahalle ismi olarak anılmış, günümüzde ise bu isimler değiştirilmiş ve unutulmuş, yerine boş bir alan ismi olan “Hamam Önü” ve yarısı oto park olarak kullanılan “Hacet Tepesi” adı ön plana çıkmıştır. Bunun sebebi de şehrin tarihine ve kimliğine ters düşen şehircilik uygulamalarıdır.
Seyyid Hüseyin Gazi, Hacı Bayrâm-ı Velî, Tâceddîn Sultan, Ahi Şerafeddin, Şeyh Hüseyin Nakşibendi, Baklacı Baba, Yürüyen Dede, Tezveren Sultan, Karyağdı Sultan, Seccade Sultan, Yediler, Kırklar (Kadılar), Er Sultan, Kesikbaş, Saraç Sinan ve Öksüzce Baba gibi ziyaret yerleri Ankaralı’nın seviç ve hüzünlerini paylaştığı manevi mekanlardır.
Belgelerde “Üsküdarî Hüdâyî halifelerinden Tâceddîn oğlu Tâceddîn Ankaravî”, halk arasında da “Tâceddîn Sultan” olarak anılan Şeyh Tâceddîn Velî hazretlerinin mutasavvıf bir şair olduğunu da yayınlanan şiirlerinden öğreniyoruz.
Kutlu sırların sahibi ve insanlar ile cinleri irşada yetkili olan Şeyh Tâceddîn Velî’nin hayatı hakkında ki bilgiler sınırlıdır.
Ankara Tahrir Defterleri, Şer’iyye Sicilleri, Osmanlı Arşivleri ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıf Kayıtlar Arşivi’nden sınırlıda olsa bazı bilgilere ulaşıyoruz. Bu bilgilerde genellikle Tâceddîn Velî Zaviyesi ve Camii Vakfı’na aittir.
Cumhuriyet döneminde yayınlanan bazı yayınlarda Tâceddîn Velî’nin kimliği yanlış tespit edilmiş ve ayrı zamanlarda Anadolu’da yaşayan Tâceddîn Velîler ile karıştırılmış, bazılarında ki bilgiler ise tamamen rivayetelere dayanır.
Enver Behnan Şapolyo, Sadi Bayram, Fehmi Kuyumcu, Prof. Dr. Mustafa Aşkar ve Dr. Nazif Öztürk tarafından yayınlanan makalelerden de faydalanarak hazretin kısa da olsa biyoğrafisini hazırlayarak, belgelerle desteklemeye çalıştık. Bu konuda Dr. Nazif Öztürk’ün yıllardır devam eden ilmi çalışmaları ve yayınladığı makaleleri ise takdire şayandır.
Milli Kütüphane Yazmalar Bölümü’nde bulunan ve Hicri 1269 (1853) yılında yazılan “Tâceddîn Velî Evrâd-ı Şerifi”nin orjinalini yayınlayarak, yeni harflere de çevirisini yaparak, Tâceddîn Velî hazretlerinin zikir ve dualarını sizlere sunmaya çalıştık. Vahdet ve ilahi cezbeyi dillendiren yayınlanmış şiirlerini de derleyerek, anlaşılması için de sonuna kısa bir sözlük koyduk.
Çalışmamızda yardımlarını esirgemeyen Dr. Nazif Öztürk, Tahsin Türker, Sadi Bayram, Ahmet Yaşar Ocaklı, Mevlüt Çam ve Mehmet Narince’ye teşekkürlerimizi sunar, bu çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diler, hata ve noksanlarımızın ise acziyetimizin bir sonucu olduğunu arz eder, saygılar sunarız.
Abdülkerim Erdoğan
Kayaş, 8 Temmuz 2010
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 2

Abdulkerim Erdoğan

a_01
a_picasa
a_fottom
a_tv

Abdülkerim Erdoğan Eserleri

asemerk
180x256-images-stories-Untitled-1

Ziyaretçi Durumu

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün261
mod_vvisit_counterDün380
mod_vvisit_counterBu Hafta2814
mod_vvisit_counterBu Ay8106
mod_vvisit_counterToplam200111

Son YORUMLAR

  • İnceöz
    Sayın Abdulkerim hocam merhaba Bu güne kadar bölge...
  • ANKARA ERENLERİ-1
    iyi günler,ben ANKARA erenleri kitabını almak isti...
  • Tohumlar
    Hocam emeginize sağlık daha ayrıntılı bilgilenizi ...
  • Tohumlar
    Abdulkerim Hocam daha aydınlatıcı bilgilerinizi be...
  • Alacaatlı
    Bu kadar geniş bir bilgiye ulaştığınız için sizi t...