Skip to content
AnkaraSevdam // Ankara Tarihi ve Kültürü Araştırma Portalına Hoşgeldiniz:
Osmanlı'da Ankara

22

OSMANLIDA ANKARA

Abdülkerim Erdoğan
Gökçe Günel
Ali Kılcı

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Yayınları

Birinci Baskı: 2007
İkinci Baskı: 2009

Anadolu Selçuklusunun bir uç kenti ve “melik”  şehri olan Ankara, Osmanoğulları’nın ataları ile ilk defa 1230 yıllarında tanışır. Bu tanışmayı kaynaklar şöyle anlatır: Oğuzlar’ın “Günhan” kolunun “Kayı” boyuna mensup küçük bir oymak olan “Karakeçili”ler, 1230 yılında, Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad ile Hârizmşahlar arasında yapılan “Yassıçimen Savaşı”ndan sonra Ankara bölgesine gelirler. Karakeçili reisi olan Ertuğrul Gazi, bu savaşta Sultan I. Alaeddin Keykubad’ı destekler ve onun ordusunun galip çıkmasına yardımcı olur. Bunun üzerine Selçuklu sultanı, yardımlarından dolayı Ertuğrul Gazi’ye iltifatlarda bulunur, “hil’at” giydirir ve Ankara yakınlarındaki Haymana Ovası’nın Karacadağ bölgesini “yurtluk” olarak verir. Bu tanışma sonrasını ünlü tarihçimiz Aşıkpaşazâde, Sultan I. Alaeddin’in, Ertuğrul Bey ve aşiretine Ankara’nın güneyini yurtluk olarak verdiğini şöyle anlatır: “Sarı Yatu (Savcı Bey) atasına geldi. Bu haberi verdi. Ertuğrul Gazi dahi kabul etti. O vakit yürüyüp Engürü (Ankara)’ye geldiler”.

Ertuğrul Gazi Haymana Ovası’nı “yaylak”, kışında Karakeçili-Kesikköprü bölgesini “kışlak” olarak kullanmaya başlar. Ertuğrul Gazi’nin Ankara misafirliği süresini kesin olarak bilemiyoruz. Ertuğrul Gazi, Karacadağ’da bir müddet kalır ve oğlu Savcı Bey’i (Saru Yatu) Sultan I. Alaeddin Keykubad’a göndererek yeni yurtluk ister. Sultan gerekli izni verir ve Ertuğrul Gazi aşireti ile birlikte batıya doğru hareket ederek, Bizans sınırına yakın olan Bilecik Söğüt dolaylarına, Aşağı Sakarya havzasına yerleşir ve Bizans üzerine fetih amaçlı akınlara devam eder. Günümüzde Beypazarı ilçesinin Hırkatepe Köyü’nde, Ertuğrul Gazi’nin babası Gazi Gündüz Alp adına yapılmış bir türbe bulunmaktadır.

Osmanoğulları yıllar sonra atalarının misafir olduğu Ankara coğrafyasını hakimiyet sahalarına katmak için Sultan Orhan Gazi zamanında gelirler. Sultan Orhan’ın oğlu ve “Gelibolu fatihi” Gazi Süleyman Paşa, şehri Osmanlı topraklarına katar. Konu ile ilgili yazılı bilgilerin azlığına karşı, Ankara Kalesi içinde bulunan Alaaddin Camii’nin 1362 tarihli onarım kitabesi, bu hakimiyeti doğrular.

Selçuklu zamanında bu coğrafyada hakimiyet kuran Türkmen beyleri ve “ahi”ler, Osmanlı hakimiyetini tam olarak Sultan Birinci Murad Han zamanında kabullenir. Selçuklunun sonu ile Osmanoğullarının kuruluş yıllarında Ankara’da bağımsız bir “ahi cumhuriyeti”nden de bahsedilir. Dönemin meşhur Ankara beyleri ise Duman Ağa oğlu Turasan Bey, Paşacık, Ulu Bey evladından Binari Bey ve diğer Türkmen reisleri. Ayrıca Osmanoğulları’nın en büyük destekçisi Ankaralı bir aile olan “Çandarlı”ları da unutmamak gerekir.

Ankara’nın bir özelliği de, “ahi diyarı” olmasıdır. Günümüzde dahi ahi büyüklerinin ismini taşıyan mahalle, köy, cami ve mescidler bulunmaktadır. İskan ve fetih amaçlı kurulan “ahi zaviye”lerinden ise günümüzde eser kalmamıştır.

“Ahi Baba”, “Gâzi Hünkâr” ve “Hüdâvendigâr” adları ile anılan Sultan Birinci Murad zamanında şehir ve civarı, imar ve ihya edilmeye başlanır, köprüler, hamamlar ve medreseler yaptırılır, “tımar” tevcihleri yenilenir.

Ankara, Anadolu Eyaleti’ne bağlı bir “sancak” merkezi olur. Daha sonra 1393’de Yıldırım Bayezid’in Timurtaş Paşa’yı Anadolu Beylerbeyliğine ataması üzerine “eyalet merkezi”, Ankara olur. Bu eyalete bağlı sancak sayısı sonraki yıllarda onyediye kadar çıkar. Bu sancaklar; Kütahya, Saruhan (Manisa), Hüdavendigâr (Bursa), Aydın, Menteşe (Muğla), Bolu, Hamid (Isparta), Ankara, Kangırı (Çankırı), Kastamonu, Karahisar-ı Sahib (Afyon), Kocaeli, Biga, Karesi (Balıkesir), Sultanönü (Eskişehir), Alaiye (Alanya) ve Teke (Antalya)’dır. İlk dönemlerde Beylerbeyi, Osmanlı taşra teşkilâtında en büyük idari birim olan “eyalet”in askerî ve idarî âmiri olup, “geniş askerî yetkilere sahip kumandan” durumundadır.

1463 yılı Tahrir Defteri’ne göre Ankara Sancağı’na bağlı idari birimler (Bacı, Çubuk, Kasaba, Karacadağ, Murtazaâbâd/Mürted Ovası, Binâri ili, Yaban Ovası/Yabanâbâd, Şorba, Mudrıb/Muzrıb, Uruş ve Ayaş) günümüzdeki idari yapılanmaya göre Altındağ, Mamak, Keçiören, Çankaya, Sincan, Yenimahalle, Çubuk, Kazan, Kızılcahamam, Polatlı, Haymana, Çamlıdere, Güdül, Akyurt, Bala, Elmadağı, Gölbaşı ve Ayaş ilçelerini tamamen, kısmende Beypazarı, Kalecik, Şereflikoçhisar, Kulu (Konya), Yahşihan (Kırıkkale), Bahşili (Kırıkkale), Karakeçili (Kırıkkale),  fiabanözü (Çankırı), Orta (Çankırı), Çerkeş (Çankırı) ilçelerini içine almaktadır. Daha sonraki yıllarda ise bu coğrafya genişler ve Beypazarı, Nallıhan, Keskin (Kırıkkale), Sivrihisar (Eskişehir), Kalecik, Mihalıççık (Eskişehir), Arapsun/Gülşehri (Nevşehir) ilçeleri dahil edilir.

Ankara’nın eyalet merkezliği sonraki yıllarda el değiştirir. Eyalet merkezi Kütahya, daha sonra yine Ankara olur. Yukarıda sınırlarını çizdiğimiz coğrafya devamlı “sancak” statüsünde kalır. Osmanlı taşra idari ve mülki yapılanması içinde “vilayet” merkezliği de yapan Ankara’ya Kırşehir, Çorum, Kayseri ve Yozgat sancak (liva)ları bağlanır. Cumhuriyet’in ilanına kadar “Ankara Vilayeti” merkezliği yapan Osmanlı Ankara’sı, Cumhuriyet’in ilanı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin “başkent”i olur.

Günümüzde Nallıhan, Beypazarı, Kızılcahamam, Ayaş, Haymana, Bala, Şereflikoçhisar ve Kalecik ilçeleri, Osmanlı dönemi idari statülerini halen korumaktadırlar.

Osmanlı döneminde ticari ve ekonomik hayatın üst seviyede olduğu bir şehir durumunda olan Ankara, eğitim, ulaşım ve askeri yönden de önemini korumuş bir Türk şehridir. Özellikle “sof” üretimi ile uluslararası bir ticaret merkezi olmuş, şehir ve bağlı yerleşmelerde kurulu zenaat atelyelerinde imal edilen geleneksel sanatlarla da kendine yeten ve ihraç yapan bir ticari kazanıma sahiptir. Vilayet coğrafyası içinde üretilen tarım ürünleri, yetiştirilen hayvan çeşitleri ile de ticari hayatı canlı tutan Ankaralı, geçmiş zaman içinde beklenmeyen savaşlara, istilalara, kıtlıklara, felaketlere, yangınlara, isyanlara tanıklık etmiş ve kurduğu “seğmen” geleneği ile bunlara karşı direnmiştir. Bunun en güzel örneğini de Milli Mücadele’de vermiş ve “Oğuz töresi”ni uygulamıştır. Kısacası Osmanlı Ankara’sı, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına ev sahipliği yapmıştır.

Günümüzde ise, vefalı bir Osmanlı şehri olan Ankara’nın kültür mirasının bilinmediğini, korunmadığını ve var olanların da zaman içinde kaybolduğunu görmekteyiz. Bu çalışmamızda yeterli olmasa da bir vefa gereği “Osmanlı Ankara’sı”nı anlatmaya çalıştık. Yıkılan, yakılan, satılan ve çalınan Osmanlı dönemi eserlerini, bilinmeyen tarihini, unutulan kültür değerlerini, günümüz Ankara taşrasında Osmanlı dönemine ait yapıların durumu hakkında da güncel bilgiler sunmaya çalışacağız.

Ankara iline bağlı ilçe, belde ve köylerde bulunan Osmanlı dönemi yapıları genellikle Akyurt, Kalecik, Kızılcahamam, Çamlıdere, Güdül, Ayaş, Beypazarı, Nallıhan, Haymana,  Şereflikoçhisar ilçe merkez ve köylerinde; Altındağ, Yenimahalle, Çankaya, Sincan, Kazan, Gölbaşı, Polatlı, Bala, Keçiören, Mamak, Elmadağ ilçelerinin de bazı belde ve köylerinde bulunmaktadır. Özellikle Beypazarı, Nallıhan, Güdül, Ayaş ve Kalecik ilçe merkezlerinde bulunan Osmanlı dönemi yapılarının bazıları, günümüze kadar özgün haliyle korunmuştur.

Beypazarı ise merkezdeki geleneksel mimari dokuyu koruma gayreti içinde olan bir ilçemizdir.

“Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi” çalışmaları dahilinde yaptığımız Ankara merkez ve taşra gezimizde Osmanlı izlerini halâ koruyan yerleşmeler ve yapılar tespit edilmiştir.

Çalışmamız sırasında kitabelerin ve belgelerin okunmasında bizlere yardımcı olan Tahsin Türker, Adnan Tüzen, Mevlüt Çam ve Mehmet Demirci’ye; Belge ve fotoğraf temininde Vakıflar Genel Müdürlüğü, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Vehbi Koç Ankara Araştırmalar Merkezi ve sahaf Ahmet Yüksel’e; Derleme, tashih ve tasnif konusunda Mehmet Narince’ye; Yayın desteği konusunda Akçağ Yayınları ve Ahmet Hikmet Ünalmış’a; Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Ankara Etnografya Müzesi Müdürlerine ayrı ayrı teşekkür ederiz.

Ankara Keçisi, Ankara Armudu, Ankara Balı, Ankara Kedisi, Seğmen Töresi ve Ahi Geleneği’nin unutulduğu gibi, Ankara kültür mirasının da unutulmaması dileğiyle...

Abdülkerim Erdoğan-Gökçe Günel-Ali Kılcı

Adobe PDF Dosyası .pdf Kitap Olarak İndir
Sıkıştırılmış .rar Dosyası Sıkıştırılmış (.rar) İnteraktifık Medya Olarak İndir

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Abdulkerim Erdoğan

a_01
a_picasa
a_fottom
a_tv
gitti

Abdülkerim Erdoğan Eserleri

asemerk

Ziyaretçi Durumu

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün91
mod_vvisit_counterDün121
mod_vvisit_counterBu Hafta1135
mod_vvisit_counterBu Ay610
mod_vvisit_counterToplam32982

Son YORUMLAR

  • Hıdırşeyh
    Hocam eliniz kolunuz dert görmesin.Bizleri aydınla...
  • Hıdırşeyh
    Elinize emeğinize sağlık kerim hocam.Siz bizim geç...
  • İlyakut
    Ankara Sincan İlyakut köyüne kayıtlı bir vatandaşı...
  • TANITIM TOPLANTISI
    Sayın Abdülkerim Bey, Bu harika eseri tamamlayıp, ...
  • Abdülkerim Erdoğan
    Abdülkerim bey gayretlerinizde n dolayı teşekkür e...