| Sakarya Meydan Muharebesi |
|
GÖLBAŞI BELEDİYE BAŞKANLIĞI Metin Yazarı: Abdülkerim Erdoğan ISBN 978-9944-0126-1-4 Reyhan Basım Yayın Tanıtım Ltd.Şti. Ankara 0312.3724344
ANADOLU'NUN ŞAHLANIŞ DESTANI SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ Bu çalışmamızı yayına hazırlamadan önce Sakarya Meydan Muharebesi’nin geçtiği bütün alanları tek tek gezdik. Özellikle Gölbaşı, Haymana ve Polatlı ilçesinde ulaşmadığımız köy kalmadı. Muharebe alanlarının genel durumu ise şöyledir: Kırsal alanlarda bulunan şehit mezarlarımızın çoğunluğu kaybolmuş, bazılarında sadece isimsiz mezartaşları kalmış, bazı bölgelerde ise tarım alanı olmuş, siperlerde doğanın yapısı gereği sadece belli belirsiz izler kalmıştır. Sakarya Irmağı kıyısında bulunan köylerimizdeki tarlalardan nasat yapılırken halen patlamamış toplar ve mermiler çıkmaktadır. Genelkurmay Başkanlığı’nca bazı bölgeler de şehitlik ve anıt yapımı devam etmektedir. Abdülkerim Erdoğan
İNÖNÜ ZAFERLERİ
İngilizlerin teşviki ile Yunan orduları İzmir’i işgal etmiş ve Başkomutan General Papulas, Ankara Hükümeti’nin düzenli ordu çalışmalarını öğrenince keşif saldırısına geçer. Yunan birlikleri önce Uşak Cephesi’nde şaşırtıcı hareketlerde bulunduktan sonra 6 Ocak 1921 tarihinde, Eskişehir’i işgal etmek ve demiryolunun geçtiği bu yerleri kontrol altına almak amacıyla İnönü mevkiinde taarruza başlar. Türk birliklerinden üç kat üstün olan Yunan ordusu genel saldırıya geçer ve Türk ordusunda yer yer çözülmeler olur. Buna rağmen Türk birlikleri saldırıyı geri püskürtmeye çalışır ve Yunan birlikleri kayıp vermeye başlar. Takviye kuvvetlerle desteklenen Yunan birlikleri saldırılarını sürdürür. İsmet Bey birliklere “Her subay ve erin kudretinin çok üstünde çaba harcaması, ölümü hiçe sayarak her karış toprağı savunması ve Türk komutasının azim ve kararı karşısında düşmanın azim ve kararının kırılması” emrini verir. Bu durum karşısında Yunan ordusu saldırıya devam etmeyerek geri çekilir. Yunanlılar ilk kez düzenli Türk ordusuyla karşılaşır ve ilk yenilgiyi alır. Türk ordusunun bu başarısı “Birinci İnönü Zaferi” olarak tarihe geçer. Ordunun bu zaferi ile Büyük Millet Meclisi’nin otoritesi de büyük güç kazanır. Kanun hakimiyeti ve asayiş sağlanır. İsmet Bey başarısından dolayı Mirliva (Tuğgeneral)’lığa yükselir. (İnönü Şehitliği Bozüyük ilçe merkezi ile Akpınar Köyü arasında bir tepe üzerindedir. Bu şehitlikte 844 mezar bulunmaktadır. Ayrıca İntikamtepe Şehitliği ve Metristepe Anıtı vardır.)
20 Ocak 1921 günü Meclis’te “Teşkilâtı Esasiye Kanunu” kabul edilir. Buna göre: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”. Yürütme gücü ve yasama yetkisi milletin yegâne ve hakiki temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi’nde toplanır. “Türkiye Devleti” kurulur. Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi’nce yönetilir ve hükümet, “Büyük Millet Meclisi Hükümeti” adını taşır. Büyük Millet Meclisi Başkanı, Bakanlar Kurulu kararını onaylamaya ve Meclis adına imzaya yetkilidir. Meclis, yönetimi seçmiş olduğu bakanlar aracılığıyla yürütür. Seçimler iki yılda bir yapılacaktır. Yasada bulunmayan hususlar için, bu anayasaya ters düşmemek kaydıyla, 1876 Anayasası (Kanun-u Esasi) geçerli olacaktır. Ankara’da Millî mücadele yıllarını abideleştirmek ve kurulan Türk devletinin bağımsızlık hikayesini bütün dünyaya anlatacak bir “milli marş” yarışması düzenlenir. Burdur Milletvekili Mehmet Akif (Ersoy) Bey, “mebus” olduğu için bu yarışmaya katılmaz. Mebusluğunun yanında katılmamasının en büyük sebebi ise verilecek para ödülüdür. Maarif (Eğitim) Vekili Hamdullah Subhi Bey, Mehmet Akif Bey’le özel bir görüşme yapar ve bir şiir yazmasını ister. Mehmet Akif Bey’de “ödül” almamak şartıyla bu teklifi kabul eder. “Kahraman Ordumuza” ithaf ettiği “İstiklal Marşı”nı yazar ve 12 Mart 1921 günü Meclis’te çoğunlukla kabul edilir. Türk Ordusu’nun yeterince kuvvetlenmesine fırsat vermek istemeyen Yunanistan, Londra Konferansı’nın sonucunu beklemeden, yeni bir saldırıya hazırlanır. Salgın hastalıklar, yiyecek ve ilaç yokluğu Türk Ordusu’nda büyük zayiat verir. 9.000’den fazla askerimiz soğuktan meydana gelen hastalıktan vefat eder. Askerin sırtına giydirecek, sıcak tutacak elbise bulunamadığı için Ankaralılar, evlerindeki kilimleri basit bir şekilde dikip orduya verir. Bütün bu yokluklara rağmen Türk Ordusu inançla ve yılmadan taarruz için hazırlanır. Yunanlılar 23 Mart’ta Bursa, Uşak, Eskişehir ve Afyon’dan üstün kuvvetlerle taarruza geçerler. 24 Mart’ta Bilecik’i, 25 Mart’ta Pazarcık yöresini işgal ederek, İnönü mevzilerini sıkıştırmaya başlar. 30 Mart’a kadar süren, zaman zaman süngü savaşı halini alan muharebeler sonucu önemli stratejik bir yer olan “Metris Tepe” Yunanlıların eline geçer. Yunanlılar Güney Cephesi’nde de Refet Bey komutasındaki birliklere saldırır ve Afyon’u işgal ederek ilerlemeye başlar. Oysa Refet Bey, yenilgi durumunda olduğunu görmemiş, İsmet Bey’e yardım için Ankara’ya başvurur. Bu sıkışık durumda, Büyük Millet Meclisi Muhafız Taburu cepheye gönderilir. Bu kuvvetin gelmesiyle, güçlenen Türk ordusu, 31 Mart günü karşı saldırıya geçer. Türk ordusunun erleri ve subayları insanüstü fedakarlıklar göstererek, komutanlar ön hatlarda çarpışarak, Yunan ordusuna büyük kayıplar verdirir. Bu sırada Ankara Hükümeti, savaşın sorumlusu İngiltere’ye sert bir nota verir. Fakat daha İngiltere’nin cevabı gelmeden, Yunan ordusu 1 Nisan tarihinde yenilgiyi kabul ederek geri çekilmeye başlar. Türk süvarileri Yunan ordusunu arkadan takip eder ve düşman birliklerine ağır kayıplar verdirir. Buna rağmen Türk ordusunun iki katı kuvvete sahip olan Yunan ordusu tamamen geri çekilmez. Yunan askerleri savaşın geçtiği bir çok şehir ve kasabayı yakıp, yıkar, masum insanları katleder. Bölgede bulunan Rum ve Ermeni çeteleri çok kanlı, dehşet verici kıyım yaparlar. İsmet Bey, 1 Nisan günü Metris Tepe’den Ankara’ya telgrafla Yunan ordusunun yenilgisini bildirir. Ordumuzun bu başarısı “İkinci İnönü Zaferi” adıyla tarihe yazılır. Afyon yönünde ilerleyen Yunan ordusu, İnönü’deki kuvvetlerinin yenilip çekilmesi üzerine Afyon’u boşaltıp geri çekilir. Dönüş yolunda Aslıhanlar’da ağır bir yenilgiye daha uğrar. 8 Nisan’da kazanılan “Aslıhanlar Zaferi” ile tamamlanır. Yunan birliklerine Uşak’ta takviye birlikler katılır ve bu durum karşısında Türk ordusu ileri harekatını durdurur. İkinci İnönü Zaferi içte ve dışta büyük etki yapar. Dışta ise Yunanlılar ve İngilizler, Türk Ordusu’nun gücünü kabul ederler. Alman ve Bulgar basını bu başarıya geniş yer vererek, kendi halklarının moralini yükseltmeye çalışırlar. Fransız basını “Eskişehir Savaşı” adını verdiği bu savaşa geniş yer verir ve Türk başarısını över. Fransa, Türkiye’nin başarısı karşısında gerçekleri görerek Türkiye ile anlaşma zemini arar. Başlayan Türk-Fransız görüşmeleri Ankara’da dostluk havasına bürünür. Fakat Yunan Ordusu yeni bir saldırıya başladığı için Fransızlar görüşmeleri askıya alırlar ve saldırının sonucunu beklerler. Yunan askerleri geri çekilirken, sivil halktan çok kimseyi öldürür, köy ve kasabaları intikam için yakar. Ankara, bu durumu tesbit etmek için bir “Tahkikat Heyeti” gönderir. ANKARA’NIN “KARA GÜNLERİ” VE “BÜYÜK BOZGUN” Ankara’da, İnönü cephelerindeki başarıların sevincini yaşanırken, gelecekte yaşanacak cephe bozgunlarına hiç ihtimal verilmez ve Meclis’in açılışının birinci yılını kutlanır. 23 Nisan 1921 günü “milli bayram” ilan edilir, halk “milletin saltanat günü” olarak kutlar. Mustafa Kemal Paşa’yı öldürmek için İngilizler Ankara’ya bir casus gönderir. Mustafa Sagir isminde ki casus tutuklanarak Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılanır ve idam edilir. İnönü yenilgilerinden sonra Yunanlılar, Türk ordusunu güneyden çevirerek çekilmesine imkân vermeden imha etmek amacıyla iki grup ordularıyla aynı zamanda saldırıya geçer. 10 Temmuz 1921’de başlayan 160 km.lik cephe boyunca devam eden Eskişehir-Kütahya savaşlarında, Yunan ordusunun güçlü sağ kanadı karşısında direnmeye çalışan Türk cephesi yarılır. Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar Yunan orduları tarafından işgal edilir. Cephe komutanı İsmet Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın önerisi üzerine genç ordu birliklerini Sakarya Irmağı’nın gerisine çeker. Yunanlılar, Türk ordusuna kesin ve son darbeyi vuracakları saldırının hazırlıklarını yapmak için çarpışmalara ara verirler. İki hafta süren kanlı çarpışmalarda çok sayıda şehit verilir ve askerimiz yaralanır. Bu durumun meydana getirdiği moral çöküntüsünden Türk birliklerinden toplu firarlar olur. Düşmana kaptırılan silah, cephane, araç ve gereçler nedeniyle ordu birliklerimizin gücünün yarısına yakın bölümü yitirilir. Birliklerimizde moral gücü zayıflar ve yeni bir Yunan saldırısını durdurmak umudu kalmamış, karanlık bulutlar Ankara göklerini sarmış, yüz kilometre ötedeki düşmanın nefesi Ankara’dan duyulmaya başlar. Türk birliklerinin yenilgisi üzerine Atina’da zafer çanları çalar, toplar atılır, fener alayları coşku içinde dolaştırılmaya başlanır. Yunan askerlerinin Ankara hayalleri depreşir. “Büyük Bozgun” olarak tarihe geçecek olan bu yenilgi üzerine Büyük Millet Meclisi acilen toplanır ve bu durumdan kurtulmanın çareleri aranır. Mustafa Kemal Paşa, daha sonra Polatlı’da bulunan karargaha vardığında bu bozgunun bilançosunu alır. Durum şöyledir: 1.643 şehit, 4.981 yaralı ve 374 esir vermişiz. 18 top, 47 ağır, 34 hafif makinelı tüfek kaybetmişiz. 30.809 kişide cepheden kaçmış. Bu kaçanlar yanında silahlarını da götürürler. Cephelerden Ankara’ya yaralı trenleri gelmeye başlar. Gelenler, Birinci ve İkinci İnönü Muharebelerinde yaralanıp da Eskişehir’deki hastanede tedavi gören gazilerdir. Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde yaralanan gazilere yatak açmak için Eskişehir’de bulunan hastanedeki yaralılar, Ankara’ya taşınmaya başlar. Bu taşınma haberi tezden Ankara’da duyulur ve halk akın akın tren istasyonuna koşar. Vagonlardan inen yürüyebilecek durumdakilere omuz vererek, sedyeli olanların sedyelerini taşıyarak arabalara, kağnılara yerleştirirler yaralıları. Sonra, Namazgah’ın ilerisinden Samanpazarı’na çıkan yolun başındaki Ankara Numune Hastanesi’ne götürüp yerleştirirler. Ankaralılar, yol boyunca yaralıların ağzından haber almaya, cephede olup bitenleri öğrenmeye çalışır ve Eskişehir’den daha çok yaralı geleceğini öğrenirler. Ankaralılar, cephedeki bozgunun mahiyetini ertesi gün gelen trenlerden anlarlar. Bu kez, trenlerde yaralılarla birlikte Eskişehir’den kaçan halk da vardır. Vagonlar tıklım tıklım insan doludur. Gelenler kadın, kız, çocuk ve yaşlı erkeklerdir. Eskişehir’den gelen sivil halk göçün şokuyla ve tren yolculuğunun meşakkatinden ne olduğunu anlamadan, getirebildikleri bir iki parça kap, yatak ve yorganla trenden inerler. Trenden inenler yanlarındaki ağırlıklarıyla ne yapacaklarını, nereye gideceklerini bilmedikleri için istasyonun bir kenarına çekilirler. Kısacası Ankara tren istasyonu, sivil halk ve cepheden gelen yaralı askerlerin kalabalığı ile mahşer yerine döner. Yarı uykulu kadınlar çocuklarını kucaklarında sallayarak uyutmaya çalışır. Ankara’nın bir göçmen akınına uğrayacağı hiç akıllardan geçmemiş ve bu konuda da hiçbir tedbir alınmamıştır. Yöneticiler ve Hilali Ahmer (Kızılay) görevlileri gelenleri nereye yerleştireceklerini, onları nasıl doyuracaklarını düşünürken, Ankaralılar tarihten gelen misafirperverliklerini bir daha gösterir ve gelenleri evlerinde misafir eder. Sonraki günler cephedeki büyük bozgun olanca ağırlığı ile Ankara’nın üstüne çöker. Eskişehir boşaltılarak düşmana terkedilir. Bütün yaralılar trenlerle Ankara’ya gönderilir. Peş peşe gelen gelen trenlerden inen yaralıların çoğunun üniformasındaki kan bile henüz kurumamıştır. 22 Temmuz günü trenlerle Ankara’ya, 146 subay ve 1.995 er olmak üzere 2.101 yaralı gelir. Numune Hastanesi tıklım tıklım dolar, çoğu yaralılar evlere dağıtılır. Sakarya Irmağı’nın ötesinde daha binlerce yaralı bulunduğu, bunların sedyelerle demiryolu kıyılarına doğru taşındığı, oralardan trenlerle Polatlı ve Ankara’ya gönderileceği haberi alınır. Yaralı askerlere tahsis edilen trenlere binemeyip de bulabildiği her türden taşıt aracıyla yola düşen Eskişehir ve yöresi halkı, kafileler halinde Ankara’ya gel-meye başlar. Ankara sokaklarında ağlayan çocukların, ihtiyarların ve kadınların sesleri birbirine karışır. Kağnıların inleyen gıcırtıları, at kişnemeleri ve kırbaç şaklamaları insan seslerini bastırır. Bozgunun acılarını paylaşmaya ve göçmenlere yardımcı olmaya çalışan Ankaralılar, sıranın ne zaman kendilerine geleceği kaygısından kurtulamazlar. Diğer taraftanda cephelerde kanlı çarpışmalar devam eder. Yaralı trenlerinin ve göçmen kafilelerinin ardı arkası kesilmez. Şehir yaralı asker ve göçmen aileler ile dolar. Bozgun bütün ağırlığıyla Ankaralıların üstüne çöker, büyük bir moral çöküntüsüne yol açar. Eskişehir tümüyle boşaltılır. Üç gün sonra Eskişehir’i kurtarmak için yapılan saldırı da bozgunla sonuçlanır ve o akşam ordumuz düşmanla araya mesafe bırakarak Sakarya Irmağı doğusuna çekilmeye başlar. Geri çekilme düzenli şekilde ve hiç bir birlik düşmana kaptırılmadan gerçekleştirilir. Çarpışmalarda yıpranan Yunanlılar ise takibi bırakır ve birliklerimizin geri çekilmesini izler. 26 Temmuz günü ordumuz tümüyle Sakarya’nın doğusuna çekilir. Bozgunu izleyen günlerde, erler arasında kaçma olaylarının arttığı görülür. İşin kötüsü, kaçanların çoğu tüfeklerini de birlikte götürdüğünden, ordunun yalnızca savaşçı sayısı değil, ateş gücü de eksilir. Kaçanların çoğu köylerine, şehirlerine varınca yakalanıp cezalandırılacaklarını bildiklerinden, üçü beşi birleşip bir çete oluşturur, yiyecek almak ve yaşamlarını sürdürmek için işi eşkıyalığa dökerler. Kaçaklar Ankara’ya gelmeye cesaret edemediğinden, şehre yiyecek getiren köylüleri ve yoldaki göçmenleri rahatsız ederler. Kaçakları yakalamak için önlemler alınırken, Hükümet merkezinin, Ankara’nın güvenlik altına alınması da önem kazanır. Mustafa Kemal Paşa, Büyük Millet Meclisi’nin güvenliğini sağlamakla görevli Meclis Muhafız Taburunun cepheden Ankara’ya gönderilmesini İsmet Paşa’dan ister. Ağustos ayının ilk günleri Ankara’da karamsar bir durum hakim olur. Ankara’dan Kayseri’ye, Sivas’a uzanan yollar göçenlerle dolar. İlk kez düşmanın soluğunu Ankaralılar bu kadar yakından hisseder ve diğer illerden gelen göç kafileri ile birlikte yollara düşerler. “BAŞKOMUTAN” MUSTAFA KEMAL PAŞA Büyük Millet Meclisi, 4 Ağustos günü yapılan gizli oturumda, bozgun yaşanan cephelere giden ve orada incelemelerde bulunan heyetin raporunu görüşür. Mebuslarca Meclise sunulan rapor oldukça vahim ve acilen tedbirler alınması yönünde konuşmalar yapılır. Neticede yapılan görüşmeler sonucunda oybirliği ile Mustafa Kemal Paşa “Başkomutan” olur ve kendisine Büyük Millet Meclisi adına üç ay geçerli yetki verilir. Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan olması üzerine Meclis’te bir konuşma yapar ve mebuslara teşekkür eder. Kısa ve anlamlı konuşması şöyledir: “Zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları mutlaka yeneceğimize olan güven ve inancım bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu kesin inancımı yüksek heyetinize karşı ve bütün millete karşı, bütün dünyaya karşı ilân ederim.” Yapılan yeni düzenleme ile, Genelkurmay Başkanlığı ve Batı Cephesi Komutanlığı üzerinde bulunan İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifâ eder. Bu göreve Fevzi (Çakmak) Paşa getirilir. Ondan boşalan Millî Savunma Başkanlığına ise Refet (Bele) Paşa atanır. Mustafa Kemal, Başkomutan olarak orduya ve millete de bir bildiri yayınlayarak “düşmanın ülkenin harim-i ismetinde boğulması için her şeyin yapılacağını” tekrar eder. Mustafa Kemal Paşa bir taraftan milletin ve ordunun moralini yüksek tutmaya çalışırken, diğer taraftan erat, silâh ve malzeme bakımından büyük eksikleri olan ordunun ihtiyaçlarını sağlamak için enerjik bir şekilde harekete geçer. Topyekûn bir savaşı yürütebilmek için “Tekâlif-i Millîye” emirlerini yayınlar. Adetleri ona ulaşan bu kanun hükmündeki emirlerle, ordunun ihtiyacı olabilecek her şeye, bedeli daha sonra ödenmek üzere yüzde kırka varan ölçülerde el konulması öngörülür. Mustafa Kemal Paşa, Ankara Belediyesi’nce kendisine hediye edilen Çankaya’da ki bağ evine taşınır. Daha sonra Çankaya’daki bu köşk, “Çankaya Köşkü”, “Çankaya” yada yalnızca “Köşk” olarak anılır. Mustafa Kemal Paşa’nın köşke yerleşmesinden sonra, Milli mücadelenin önde gelen sivil ve askeri kadrosunda olan kişiler de yavaş yavaş Çankaya’daki köşke yakın bağ evlerine taşınmaya başlarlar. Büyük Millet Meclisi’nin 23 Temmuz 1921 günkü oturumunda Bakanlar Kurulu Başkanı, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkan Vekili Fevzi Paşa hükümet adına gizli oturum yapılmasını ister. Yapılan gizli oturumda hükümet merkezinin Kayseri’ye taşınmasını teklif eder. Daha sonraki oturumlarda hükümet merkezinin Kayseri’ye taşınmasına karar verilir. Ankara’nın caddeleri, sokakları ve çevresi Eskişehir tarafından gelen göçmen aileleri ile dolar. Caddeler, sokaklar savaşın ve yenilginin acısını sergiler. Yunanlılardan kaçan sivil halk kendilerine umut kaynağı olarak Ankara’yı görür. Yanlarına aldıkları yiyeceklerle Ankara’ya ulaşanlar, kadınlar, çocuklar, yaşlı erkekler gelip geçenlerden yardım umar. Arabaları ve kağnılarında barınırlar. Atları ve öküzleri ise sahiplerinden daha açtır. Bu çaresiz insanlar ile hayvanları imkanlar ölçüsünde doyurulmaya çalışılır. Ankara böylesine bir göçmen akınını göğüslemeye hazır olmadığı için çok zorluklar çeker. Ankaralı varını yoğunu harcar, elindekini göçmenlerle paylaşır. Acı ve ızdırap dolu günler yaşanırken bir de devlet kuruluşlarının Kayseri’ye taşınacağı duyulunca, Ankaralılar da göç havasına girerler. Kimi Kayseri’nin, kimi Sivas’ın yollarına düşer. Araba, kağnı, at, eşek ve öküz bulmak zorlaşır. Ankara tren istasyonunun etrafına, kaçırılan tren vagonlarından meydana gelen “Lütfiye” mahallesi kurulur. Göçmenler bu vagonları ev olarak kullanır. Osmanlı tebası olan yerli Rumlar, Yunan ordusuna katılarak Müslüman Türke karşı savaşır. Yunanlıların işgal ettikleri yerlerdeki yerli Rumların bir bölümü “Megalo İdea”ya inandıklarından, “Büyük Bizans Devleti”nin kuruluşuna katkıda bulunmak amacıyla gönüllü olarak Yunan ordusuna katılırlar. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’da bulunan Yunan askeri birliklerini geldikleri yere geri göndermek için karar vermiş ve bu kararını gerçekleştirmek için gerekli maddi gücü temin etmek için de, Tekalifi Milliye kararlarını alır, uygulamaya koyar. Bu kararlardan sonra Ankara Milli mücadelenin her yönüyle merkezi olur. ŞAHLANAN ANADOLU TÜRKÜ 11 Ağustos’tan itibaren, Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki Tekalifi Milliye Komisyonları, halkın verdiği giyecekler ile el konulan malların ve taşıtların miktarlarını telgrafla Ankara’daki Başkomutanlık Karargahı’na bildirmeye başlar. Başkomutanlık Karargahı da, cephedeki birliklerin ihtiyaçlarına göre toplananların nerelere gönderileceğini yine telgrafla komisyonlara bildirir. Cephelerin desteklenmesi daha çok Ankara üzerinden yapıldığı için, Anadolu’dan malzemeler gelmeye başlar. Ankara’ya gelen malzemeler at ve öküz arabası, kağnı, at, katır, eşek ve develerle yapılır. Ankara yüzyıllardır, Orta Anadolu’nun önemli bir ulaşım merkezi, kervanların uğrak yeridir. Şimdi, Orta Anadolu’nun çeşitli yörelerini Ankara’ya bağlayan eski kervan izlerinden farksız yollar irili ufaklı yüzlerce ulaşım koluyla dolar. Her şey Ankara’da başlıyor ve Ankara’da bitiyordu. Mücadelenin kalbi artık Ankara’dır. Ulaşım kollarının ortak niteliği sürücülerinin çocuklar, genç kızlar, kadınlar ve yaşlı erkeklerdir. Anadolu’nun işgallerden arta kalan topraklarında eli silah tutabilen erkekler silah altına alınmış, cephede Yunan saldırısını karşılama hazırlığındadır. Yeni askerlik çağına girenler silah altına alınmış, cephe gerisi hizmetler ise askerlik çağını aşmış yaşlı erkekler, çocuklar, genç kızlar ve kadınlar tarafından yerine getirilir. Ankara’ya gelen yolların bozukluğu ve Ağustos ayının yakıcı sıcaklığı Anadolu insanını yıldırmıyor, analar yavrularıyla kağnılarının başında bir an önce yükünü Ankara’ya ulaştırmanın gayretindedir. Ulaşım kolları, değişik yollar izleyerek yuvalarına sürekli yiyecek taşıyan ve yükünü boşalttıktan sonra yenisi getirmek için dönen karıncalara benzer. Ankara da bir karınca yuvasını andırır. Şu farkla ki, Ankara’ya dolu gelen ulaşım kolları, karıncalar gibi boş olarak geldikleri yere dönerlerken, başka ulaşım kolları da onların getirdiklerini yüklenip, Haymana ve Beypazarı yönünde cephenin doğu ve batı kesimlerine hareket ediyorlardı. Cephenin orta kesimine trenle ulaşım yapılır ve Ankara-Polatlı demiryolundan yararlanılır. Ankara tren istasyonu, Birinci Dünya Savaşı yıllarında olduğu gibi önemli bir iaşe merkezi haline gelir. Çankırı, Çorum, Yozgat, Kırşehir ve Konya yörelerinin buğdayı trenlerle Ankara’dan Polatlı’ya gönderilir, oradan bu buğdayları yetiştiren toprakları savunacak birliklere dağıtılır. Ankara tren istasyonunun yakınındaki bulunan eski “süvari kışlası”nın ahırları, “İmalatı Harbiye” atelyeleri haline getirilir. Milli mücadele yıllarının cephe gerisindeki kahramanları bu atelyelerde ter döker. Cephelere askeri malzeme hazırlar. Yunanlıların ileri yürüyüşe başlamalarından sonra İmalatı Harbiyeciler zamana karşı hırslı bir yarışa girişir. Romen tüfeklerinin uzun sürgü kollarını Alman Mauser’lerine uydurmaya çalışırlar. Ustalar üçlü bir kitle üretim düzeni kurar. Birinci usta sürgü kolunu keserek kısaltır, ikincisi tornada işleyerek son şeklini verir, üçüncüsü yuvasına alıştırır. Gece gündüz bu çalışma devam eder. Uykusuzluktan ayakta duramayacak duruma gelen, hemen oracığa kıvrılıyor ve tezgahın başına bir başkası geçiyor. Kale dibindeki evlerine bile gidemez olurlar. Silahların onarılması kadar, cephane hazırlanması da önem taşıyordu. Anadolu’da bir cephane fabrikası yoktur ve cephanenin yurt dışından sağlanması zorunlu hale gelir. Kullanılmış boş mermi kovanlarından yararlanılarak mermi elde edilir. Bunun için Ankara’daki atelyelerden yararlanılır. Kullanılmış mermi kovanlarının dibine basit aletlerle kapsül takılır, içine barut konulur ve ucuna kurşun geçirilir. Piyade tüfekleri için mermiler bağ haline getirilir, makineli tüfek şeritleri mermilerle doldurulur. Fazla beceri ve güç istemeyen bu işlerde ustaların gözetimi altında Ankaralı kadınlar ve çocuklar çalışır. Ankaralı kınalı eller ve yavrular bu atelyelerin isimsiz kahramanlarıdır. Ankara’da en önemli askeri eğitim merkezi “Sınıfı Muhtelife Zabit Namzetleri Talimgahı” (Çeşitli Sınıf Subay Adayları Talimgahı)dır. Ordunun genç ve küçük rütbeli subay ihtiyacını karşılamak amacıyla 1 Temmuz 1920 günü Ankara’da Cebeci semtinde açılır. O günden beri sürekli asteğmen yetiştirir. Birinci Dünya Savaşı, özellikle Çanakkale cephesi genç subay kadrolarında büyük gedikler açmış, yedek subay olarak çarpışan ülkenin genç aydın kitlesini yok eder. Cebeci’deki talimgahta yeni genç subaylar yetiştirilerek bu açık kapatılmaya çalışılır. Bu talimgahın ilk öğrencileri, İstanbul’dan gizlice küçük gruplar halinde Ankara’ya gelen İstanbul’daki Harp Okulu’nun ve Kuleli Askeri Lisesi’nin öğrencileridir. İstanbul’dan ve yurdun düşman işgali altındaki öteki yörelerinden kaçarak gelen ve Anadolu’da silah altına alınan tüm lise mezunları da bu talimgahta yedek subay olarak yetiştirilip cepheye gönderilir. Ankara, Çankırı, Kastamonu, Kayseri, Kırşehir ve Karaman’da savaşçı eğitim merkezleri kurulur. İlk kez silah altına alınanlar buralarda 15-20 günlük yoğun temel ve birlik eğitimi görür ve hemen Sakarya boylarındaki birliklere gönderilir. Piyadeler Karaman, Kayseri ve Kastamonu’da, topçular Çankırı’da, süvariler Kırşehir’de yetiştirilir. Tümüne yakını okuma yazma bilmeyen, çoğu arada bir güreş tutmaktan öte spor yapmamış Anadolu çocuklarına, 15-20 günde ne öğretile bilinirse onunla yetinmek zorunda kalınır. Ankara’da açılan gedikli çavuş talimgahı subay ile er arasındaki bilgili savaşçı açığını kapatmaya çalışır. Ankara’nın Tahtakale semtinde bulunan “Demirciler Çarşısı” ile “Sobacılar Çarşısı” Milli mücadele yıllarının isimsiz ve bilinmeyen kahramanlarıdır. Ankaralı demirci ve soba ustaları, eski demiryolu raylarından ve demir bahçe parmaklıklarından süngü ve kılıç yapmaya başlar. Düne kadar bıçak, bıçkı, tırpan, kazma, kürek, nal, kapı kilidi, soba, mangal, boru yapan usta eller; şimdi süvarilerimizin atları için nal, Mehmetçik için süngü ve süvarilerimiz için kılıç yapma yarışına girer. Ordumuzda kullanılan dokuz ayrı çeşitteki tüfeğe göre değişik tipte süngü yapılır. Süngü yapımında en büyük güçlük, süngünün tüfeğe takılmasını sağlayan yivlerin açılmasıydı. Ahmet Ağa, yivleri bir makine şaşmazlığı ile açmayı başarır. “Tenekeciler Çarşısı”, Sakarya boylarındaki askerleri susuz bırakmamak için, bir fabrikanın yürüyen band sistemine benzer uygulamayla matara üretmeye başlar. Bir grup tenekeleri keser, bir grup biçim verir, bir grup ta lehim yapar. Savaş öncesi maşraba, gaz lambası, gece feneri, semaver yapan eller, şimdi yalnız matara yapar. Milli Mücadele yıllarında Ankara’da bulunan hastanelerin gerçek sayısı bilinmez. Nedeni ise Ankara’ya gelen yaralıların gerçek sayısının bilinmemesi. Kara tren devamlı cephelerden yaralı asker taşır. Bu sebeble şehirde bir çok ev, han, konak, mektep ve işyerleri hastane olarak kullanılır. Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sırasında yaralananlar, ilk bakımları yapıldıktan sonra Eskişehir’deki hastahaneye gönderilir. Eskişehir boşaltılırken, hastahanedeki yaralılar trenle Polatlı ve Ankara’ya taşınır. Şimdi cephe, Sakarya boylarında yüz kilometrelik bir çizgiyi oluşturduğundan, elde kalan Polatlı ve Ankara arasındaki demiryolu cephenin ancak bir kesimindeki yaralıları geriye taşıyabilir. Bunun için cepheyi geriden saracak biçimde sağlık örgütlenmesine gidilir. Ankara-Kayseri yönünde Bala, Kırşehir, Hacıbektaş, Avanos ve Ürgüp’te; Ankara-Kastamonu yönünde Kalecik ve Çankırı’da yeni hastahaneler kurulur. Cephenin hemen gerisindeki Haymana ve Polatlı’da açılan gezici hastahaneler açılır. Anadolu’nun iyi sayılabilecek tek hastahanesi Ankara’dadır. Ankara’daki yaralılar ve hastalar daha içerilere taşınmış, boşalan yataklar Sakarya boylarında yaralanacak savaşçılar için ayrılır. Ankara’daki Hilali Ahmer Cemiyeti çalışmalarını yoğunlaştırır, Ankaralı kadınlardan kurulu çeşitli kollar, sargı bezi, pansuman bezi ve pamuk hazırlamaya başlar. Bu kadınlar yaralılar geldiğinde hemşire olarak hizmet vereceklerdir. Erzurumlu iş adamı Nafiz (Kotan) Bey 1920 yılında İtalyanlardan dört adet üçak satın alır ve ve orduya bağışlar. Eskişehir’de bulunan Hava Kuvvetleri Genel Müdürlüğü ve bakım atelyeleri bozgun üzerine Polatlı’ya taşınır. Daha sonra Polatlı’dan Malıköy’e çekilir ve bir kısmıda Ankara’ya gönderilir. Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü’nün bulunduğu alana yerleşir. Bu alan 1932 yılına kadar Ankara uçak meydanı olarak kullanılır. SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ Milli Savunma Bakanlığı Ziraat Mektebi’nden “Mekteb-i Sultani” (Taş Mektep)ye taşınır. Yunan ordusuna karşı yapılacak saldırı için Ankara’da hummalı bir çalışma başlar. Anadolu’dan ve İstanbul’dan gelen mühimmat cephelere sevkedilir. Özellikle İstanbul’dan kaçırılan askeri mühimmat İnebolu’ya deniz yoluyla göderiliyor, buradan da kağnılarla Ankara’ya ulaştırılır. Kısacası İnebolu ile Sarıkışla arası “kağnı” yolu olur. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Kazım (İnanç) Paşa, 12 Ağustos günü Ankara tren istasyonundan, bakanlar, mebuslar, idareciler, vali ve belediye başkanı tarafından dualarla Polatlı’ya uğurlanır. Karargâh treni Sincanköy’de durur ve burada bulunan birlikleri denetlerler. Sincanköy’den hareket tren Malıköy’de durur. Malıköy istasyonu önemli bir merkez olur. Alagöz Çiftliği’nde Türkoğlu ailesine ait çiftlik evleri “Başkomutanlık Karargahı” olarak düzenlenir. Trenle gelen Başkomutanlık demirbaş eşyaları burada bir kamyona yüklenerek, Alagöz Çiftliğine gönderilir. Malıköy’den hareket eden tren Polatlı’ya gelir. Polatlı’da Mustafa Kemal Paşa “Komuta Kurulu” ile bir toplantı yapar. Saldırı planları konusunda İsmet Paşa ile mutabık kalır. Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Kazım Paşa, Binbaşı Tevfik Bey ve Yarbay Salih Omurtak ile cepheleri dolaşmaya başlar. 14 Ağustos günü Bozan-Kosmat-Mecidiye-İsce-Karahisar hattında bulunan Yunan kuvvetleri taarruzu başlatır. Yunan kuvvetlerinin bir tümeni Porsuk Çayı’nın kuzeyinden, beş tümeni Porsuk-Sakarya nehrinin yukarı kısmının arasından, üç tümeni de Sakarya’nın güneyinden ilerlemeye başlar. Mustafa Kemal Paşa ve komutanlar ilk olarak Polatlı-Toydemir köyünde bulunan 12. Grup karargahına gelirler. Komutan Albay Deli Hamit Bey ve askerlerle görüşür. Toydemir’den Sakarya vadisine tamamen hakim olan Yıldıztepe’ye geçerler. 15 Ağustos aynı zamanda Kurban Bayramı’nın birinci günüdür. Yıldıztepe mevzilerinde bulunan askerlerle bayramlaşma yapılır. Buradan güneye inerek, Polatlı-İnler Köyü’ne gelirler. İnler Köyü, “Ilıca deresi” yatağında ve doğal mağaraları olan eski bir yerleşim yeridir. Köyün güneybatısında üstü düzlük bir tepeye atlara binerek çıkarlar. Bu tepeden Ilıca vadisi tam olarak görülür. Tepenin batısı ise tamamen dik bir yamaçtır. Günümüzde bu tepeye “Gazitepe” denilmekte ve bir askeri şehitlik bulunmaktadır. Bu tepeden doğu cihetinde bulunan “Mangal Dağı” olanca heybetiyle görülür. Bu dağın heybeti karşısında Mustafa Kemal Paşa, “Sol kanadımızı bu güzel dağa dayayalım” emrini verir. Bu tepedeki incelemeler tamamlanır ve Mustafa Kemal Paşa atına binerken atı ürker ve parlar. Paşa’nın ayağı üzengiden kayar, sol böğrü üzerine, büyük bir taşın üstüne düşer. Mustafa Kemal Paşa göğsünün sol yanında büyük acı hisseder ve otomobillerle Polatlı’ya dönerler. Polatlı’da yeni açılan büyük cephe hastahanesinde röntgen cihazı olmadığı için, Anadolu’daki tek röntgen cihazı olan Ankara’daki “Gureba Hastanesi”ne gelirler. Mustafa Kemal Paşa’nın röntgeni filmi çekildiğinde, sol kaburga kemiklerinden birinin kırılmış olduğu anlaşılır ve göğsü sarılır. Elimizde bulunan iki uçakla Sakarya’nın batısında yapılan gözetleme uçuşları ile Yunanlıların Türk savunma mevzilerine doğru ileri yürüyüşe hazırlandıkları öğrenilir. Kurban Bayramı’nın birinci günü 15 Ağustos tarihine rastlar. Aynı gün Yunanlıların Türk mevzilerine doğru ileri yürüyüşe başladıkları haberi Ankara’ya ulaşır. Bu yüzden Kurban Bayramı Ankara’da oldukça sönük geçer. Ankara hareketli bir askeri şehir görünümüne bürünür. Anadolu’nun her yöresinden silah altına alınanlar önce Ankara’da toplanıyor ve buradan trenle hemen cepheye gönderilir. Acemi erler ise Ankara’da kısa fakat yoğun bir eğitimden geçirildikten sonra cepheye sevkedilir. Cepheye asker yollanırken Ankara tren istasyonunda uğurlama töreni yapılıyor, cepheye gidenler tren hareket edince havaya ateş ederek uğurlayıcılara karşılık verirler. Subayların sert önlemler almasına karşın, cephane savurganlığına yol açan bu eski geleneğin önüne bir türlü geçilemez. Tren yavaş yavaş hareket ederken, uğurlayıcıların umutsuz bir tedirginlik içinde oldukları yüzlerinden okunur. Gidenlere şehit gözüyle bakılıyor ve dualara gözyaşları karışır. Yunanlıların ileri yürüyüşe başladıkları duyulunca, Ankara’da halk arasında panik başlar ve göçenlerin sayısında birden bire artış olur. Ankara’dan başlayıp şimdilik Kayseri’de bitiyor gözüken yeni göç yolu üzerinde, irili ufaklı yüzlerce kafile, kızgın Ağustos güneşi altında yol almaya çalışır. Bu arada Ankara Sultanisi’nin (Erkek Lisesi) parasız yatılı öğrencileri de Kayseri’ye taşınır. 19 Ağustos günü, Ankara’da yayımlanan “Yeni Gün” gazetesi de iki at arabası ve on kağnıdan oluşan bir konvoyla Kayseri yolunu tutar. “Hakimiyeti Milliye” (Milli Egemenlik) gazetesi Ankara’da çıkan tek gazete olarak kalır. Tekalifi Milliye Emirleri (Milli Yükümlülük Emirleri), İstiklal Mahkemelerinin kararları ve Anadolu Ajansı’nın verdiği cephe olaylarıyla ilgili resmi açıklamalar hep bu sayfada yayınlanır. Mustafa Kemal Paşa, Yunanlılar ileri yürüyüşe başlayınca hemen cepheye dönmek istemiş, doktorların kırılan kemiğin röntgenden izlenmesi zorunluluğunu ileri sürmeleri ve direnmeleri üzerine, üç gün daha Ankara’da kalmak zorunda kalır. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 17 Ağustos günü trenle Malıköy istasyonuna, oradan da otomobille Polatlı-Alagöz Köyü’ndeki Başkomutanlık Karargahı’na gider. Sakarya Savaşı’nın hazırlık günlerinde beklenmeyen bir olay gelişir. İngilizlerin “Black Jumbo” takma adlı casusluk örgütü, Türk karargahının bütün faaliyetlerini ve Büyük Millet Meclisi’nin gizli oturumlarında konuşulanları, Türk başkomutanlık karargahının bazı gizli emirlerini günün gününe, hatta saat hesabıyla İstanbul’daki İngiliz makamlarına ulaştırdığı ortaya çıkar. Ankara’nın tek gazetesi Hakimiyeti Milliye’de 21 Ağustos günü yer alan resmi bildiri çok kısaydı: “Batı Cephesinde cephe boyunca ve özellikle sol kanat ilerisinde düşmanın yürüyüş kollarının çeşitli hareketleri görülmüştür. Düşman gerilerinde Dumlupınar’a akın yapan süvarilerimiz telgraf hatlarını ve demiryollarını bozmuş, iki köprüyü havaya uçurmuş ve düşmanın ulaşımını durdurmuştur.” Resmi bildiriden, Yunanlıların Sakarya boylarındaki mevzilerimize doğru ileri yürüyüşünü sürdürdüğü anlaşılıyordu. Düşman Ankara’ya yaklaşırken, süvarilerimiz de Afyon yörelerinde düşman gerilerine akınlar yapıyordu. Yunan ordusunun Anadolu’da 5.500 subay ve 178.000 eri bulunmaktadır. Ankara’yı almak için yapılacak büyük saldırıya katılacak ve sonuna dek çarpışacak savaş gücü ise 3.780 subay, 120.000 er, 75.900 tüfek, 2.768 makineli tüfek, 286 top, 1.380 kılıç (süvari), 886 kamyon ve 18 uçaktan oluşur. Türk ordusunda ise 22 Ağustos günü itibariyle 6.855 subay ve 129.041 er bulunmaktadır. Silah gücümüz ise 63.416 tüfek, 868 makineli tüfek, 181 top, 1.309 süvari ve 4 uçaktır. Yunan ordusu 22 Ağustos günü Gökpınar’da bulunan ordu karargahını Polatlı-Uzunbeyli köyüne taşır ve 23 Ağustos günü bütün güçleriyle savunma mevzilerimize saldırıya geçer. Yıldıztepe ve Ilıca vadisi karşılıklı top ateşi altında kalır. Top atışlarıyla yer sarsılır, toprak fokurdar. Yunanlılar, Uzunbeyli köyüne bir havaalanı ve hastane yapar. Mermer dağlarını aşan oniki bin kişilik bir Yunan tümeni Mangal Dağı’na doğru ilerler. Meclis Muhafız Taburu Mangal Dağı’nı savunmak için ileriye sürülür. Hava şartları değişir, esen rüzgar fırtınaya, fırtına yağmura dönüşür. Türk siperleri sel sularının getirdiği topraklarla dolar. Geceyi zor şartlar altında geçiren Türk birlikleri sabah, rüzgar, çamur ve sisle karşılaşır. Bu arada Yunan tümeni Türk siperlerine girer. 24 Ağustos sabahı birliklerimiz Mangal dağı siperlerinden geri çekilir. 25 Ağustos günü Yunanlıların, Sakarya kenarında bulunan Polatlı-Beylikköprü’den de saldırıya geçmeleriyle çarpışmalar bütün cephelerde hızlanır. Alagöz Karargahı’nda bulunan Mustafa Kemal Paşa, Mangal Dağı yenilgisi üzerine Beşinci Tümen Komutanı Yarbay Kenan Dalbaşar ve İkinci Grup Komutanı Albay Selahaddin Adil Bey’i görevden alır. Fevzi Paşa İkinci Grup karargahına gelerek Albay Selahaddin Beye tenbihatta bulunur ve bu yenilginin acısını çıkartmasını ister. 25 Ağustos gece yarısı Yunan topları Türbe Tepe’yi ateşe boğar. İki saat süren top yağmurundan sonra Yunan birlikleri taarruza geçer. Sabaha kadar karşılıklı mücadele devam eder. Sabah Türk birlikleri Türbe Tepe’yi terk eder ve geri çekilir. İsmet Paşa durumu öğrenince yeni bir taarruz planı hazırlar. 57. Tümen taarruz edecek, 7. Tümen ve 3. Kafkas Tümeni de destek verecektir. 37. Alay komutanı Binbaşı Osman Bey’in Alay Sancağı’nı açtırarak taarruza geçmesiyle Türbe Tepe ilahi nidaların yankısı ve askerimizin tekbirleri ile yeniden aynı gün geri alınır. Yunan birlikleri büyük zayiat vererek geri çekilir. Yunanlılar diğer taraftan Haymana’nın doğusunda bulunan Güzelcekale köyüne kadar gelir. Kazım Özalp Paşa ise, Beylikköprü civarında bulunan Yunan tümeninin ilerlemesini durdurur. 26 Ağustos günü olanca şiddetiyle süren çarpışmalar sonunda, sol kanatta bulunan Türk birlikleri geri çekilmek zorunda kalır. Geri çekilme, öteki birliklerin de geriye alınarak yeniden düzenlenmesini gerektirmiş, cephe boyunca tehlikeli bir durum doğmuştu. Cephe gerileyecek olursa, Ankara savaş alanı olacak ve gerileme sürdüğü takdirde Ankara elden çıkacaktı. Tehlikeyi gören Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, dünya askeri tarihine yeni bir taktik olarak geçen “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır” emrini verir. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, cephedeki gelişmeler karşısında Ankara’nın boşaltılmasını dahi düşünür ve Milli Savunma Bakanı Refet Paşa’ya ardarda iki telgraf çeker. Mustafa Kemal Paşa’yı kaygılandıran ve Ankara’nın boşaltılması önlemini almaya yönelten bunalımlı durum gece yarısından sonra da devam eder. Yunanlılar tüm gece olanca şiddetiyle sürdürdükleri saldırıda başarılı olmuşlar, fakat sonucu değiştirecek derecede üstünlük sağlayamazlar. Türk birlikleri biraz gerilemek zorunda kalmakla birlikte, kendilerini düşmana kaptırmamışlar ve gerilerde yeni savunma hattı tutarak düşmanı beklemeye koyulurlar. Tehlike tümüyle giderilmiş değildi, ama cephe yarılmamış ve düşmanın 27 Ağustos günü yapacağı yarma saldırısına karşı savunma düzeni kurar. Mustafa Kemal Paşa, cephedeki son gelişmeleri dikkate alarak Ankara’nın boşaltılması kararını ertelemeyi düşünür ve Milli Savunma Bakanı Refet Paşa’ya üçüncü bir telgraf çekerek Ankara’nın boşaltılmasını öğleden sonraki gelişmelere kadar ertelenmesini ister. 26 Ağustos Cuma günü Ankaralılara Cuma namazının “Namazgahtepe”de kılınacağı ve ordumuz için dua edileceği duyurulur. O gün şehirde bulunan herkes erkenden Namazgahtepe’de saf tutar. Askeri-sivili, köylüsü-şehirlisi, zengini-fakiri, göçmeni-misafiri Namazgahtepe’ye gelir. Cuma namazı kılınır ve Balıkesir milletvekili Abdülgafur Efendi bir konuşma yapar. Konuşmadan sonra toplu dua yapılır. Bu kara günlerde Ankara tren istasyonuna katarlar dolu geliyor, dolu gidiyor. Polatlı yönünden gelenler yaralı asker getiriyor, vağonları hınca hınç yaralı dolu. Polatlı istikametine gidenler ise cepheye, asker, muhimmat ve erzak götürüyordu. Trenlerden yüzlerce yaralı subay ve er iniyor. Yaralıların sargıları kirli veya kanlı. Elbiseleri yamalı ve yırtık, kanlı. Ayaklarında ise ya çorap veya yalınayak. Sadece bununlada kalmıyor, bazılarında kol, bazılarında bacak, bazılarında ise el yok. Ağır yaralılar arabalarla hastaneye taşınıyor, diğerleri ise birbirlerinin koluna girerek yaya olarak hastaneye doğru yürüyorlar. Kısacası Ankara tren istasyonu cepheye gidenle, cephede yaralananların karşılandığı ve uğurlandığı bir yer olur. Sağlık Bakanı Refik (Saydam) Bey, cephelerden gelen yeni yaralılar için yeni hastaneler kurma çabasına girer. Ankara Sultanisi’nin barakaları koğuş haline getirilir. Ankara Belediye Reisi Ali Bey, şehir halkından üçyüze yakın yatak bulur. Cebeci’de bulunan Askeri hastanenin de koğuşları yaralılar ile dolar. Gureba Hastanesinin yakınına büyük bir çadır kurulur ve ameliyathane yapılır. Taş Mektepteki barakaların birisine, Kızılay tarafından İstanbul’dan getirilen ikinci rötgen cihazı yerleştirilir. Mustafa Kemal Paşa, 3. Grup Komutanlık Karargahının bulunduğu Haymana-Soğluca Köyüne, buradan 2. Grup Komutanlık Karargahının bulunduğu Haymana-Yamak köyüne geçer. Burada Fevzi Paşa ve Salih Omurtak’la buluşur. Denetlemeyi tamamlar ve birlikte Haymana’ya dönerler. 27 Ağustos günü kanlı çarpışmalar aralıksız sürer. Türk süvarileri Uzunbeyli’de bulunan Yunan Ordu karargahına bir baskın yapar ve büyük zayiat verirler. Bu saldırı üzerine Yunan Ordu Karargahı, Polatlı-İnlerkatrancı Köyüne taşınır. 28 Ağustos günü Yunanlılar Polatlı’yı almak için cephenin sağ kanadında saldırılarını yoğunlaştırır. 29 Ağustos günü de saldırıyı sürdürmelerine rağmen, Polatlı’ya varmalarına kuş uçuşu 8 kilometre daha vardır. Ankara tam bir sınır şehrine dönüşür. Ankara’nın iki ilçesi Polatlı ve Haymana cephenin en kanlı kesimini oluşturur. Gölbaşı-Çayırlı Köyünde seyyar hastaneler kurulur. Çayırlı-Merdivenlikaya tepelerine siperler kazılır. Göl Hanı önemli bir ikmal merkezi olur. Gölbaşı-Halaçlı köyünde asker için ekmek fırınları yapılır. Bölgenin zenginleri olan Beynamlı Kuyrukçuzadeler, Karagedikli Mustafa Ağa, Kargalılı Mustafa Bey ve Halaçlılı Mehmet Ağa birliklerimize maddi yardımlarda bulunur. Yunan birlikleri Ankara’ya yaklaştıkça, Ankara’daki sessiz didinme de giderek yoğunlaşır. Tekalifi Milliye Komisyonlarınca toplanan buğday, kuru sebze, arpa, ot, saman ile orduya gerekli öteki mallar ulaşım kolları ile Ankara’ya taşınıyor ve İstanbul’dan kaçırılarak deniz yoluyla İnebolu’ya getirilen silah ve cephane de ulaşım kollarıyla Ankara’ya ulaştırılıyordu. Ankara’da toplanan yiyecek maddeleri, silah, cephane ile kısa süreli eğitimlerini bitiren yeni erler, trenle Polatlı yakınlarına, oradan da yine ulaşım kollarıyla cephedeki birliklere dağıtılır. Polatlı yakınlarında yükünü boşaltan trenler, Ankara’ya yaralı askerleri alarak döner. Haymana’nın batısında ve Sivri köyü yakınındaki Çal Dağ, çevresine egemen olması nedeniyle Türk savunmasının kilit taşı durumuna gelir. Yunanlılar askeri bakımdan büyük önem taşıyan bu dağı almak için bir haftadır saldırmışlar ve sonunda 30 Ağustos günü dağın batı yamaçlarına yerleşirler. Çal Dağ’ın elden çıkması, Yunanlılara Ankara yolunu açmış olacaktı. Bir haftadır süren kanlı çarpışmalar gelip Çal Dağ’da düğümlenir. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Çal Dağ’ın önemini şöyle ortaya koymuştu: “Yunanlılar Çal Dağ’ı alıncaya kadar korkulacak bir şey yok. Çal Dağ’ı aldıktan sonra Haymana’ya girerlerse kapana tutulduk demektir.” Ard arda kanlı saldırılar yapan Türk birlikleri, Yunanlıları Çal Dağ’ından uzaklaştırmaya çalışır. Sakarya Meydan Muharebesinin başladığı gün cephe çizgisi Ankara’nın yaklaşık 100 kilometre doğusundan başlayıp, Ankara’nın yaklaşık 150 kilometre güneyinde biten bir elips görünümündeydi. Dokuz gün süren kanlı çarpışmalardan sonra, Türk birliklerinin gerilemesinden ötürü cephe çizgisi, merkezi Ankara olan ve Polatlı’nın 12 kilometre kuzeybatısından başlayarak, Haymana’nın 33 kilometre güneydoğusunda biten düzgün bir çember parçasına dönüşür. Bu çember parçasının merkeze, yani Ankara’ya olan uzaklığı, cephenin her kesiminde yaklaşık 80 kilometreyi buluyordu. Bir başka deyişle, yarıçap 80 kilometreydi. 31 Agustos günü Polatlı-Üçpınar Köyü’ne (Polatlı merkezine 3 km.) yakın olan Dua Tepe, Yunan birliklerince ele geçirilir. Basritepe yamaçlarında bulunan savunma siperlerimiz ile düşmanın ilerlemesi durdurulur. 1 Eylül’de Yunanlılar, Polatlı’nın kuzeybatısındaki sırtlara kadar yaklaşır. Güneyde ise Haymana’yı güneyden ve güneydoğudan çevreleyen sırtlara kadar gelir. Yunanlılar böylelikle Haymana ve Polatlı merkezine 3 km kadar yaklaşır. Haymana Asker Alma Şubesi Karagedik Köyü’ne taşınır. Bir Yunan tümeni de Polatlı-Haymana karayolunun Şeyhali kesimini ele geçirir. Burası Ankara’ya kuş uçuşu 60 kilometredir. Artık top sesleri Ankara’dan duyulmaya başlar. Top seslerini duyan Ankaralılar düşmanın ne kadar yakına sokulduğunu anlar. Erkeklerin bir bölümü şehitlerin defnedildiği ve mezarlık olarak kullanılmaya başlanan Ankara’nın ünlü “Namazgahtepe”de toplanıyor, toplu olarak namaz kılıyor ve zafer için dua ediyor. Kadınlar da sık sık Hacı Bayram Veli türbesinin önünde toplanıyor ve ordumuzun zaferi için dua ediyor. 2 Eylül günü Yunan birlikleri Çal ve Haymana kesimindeki Türk mevzilerini top ateşine tutar. 3 Eylül günü Yunan birlikleri Çal Dağını tamamen ele geçirir. Yunan 7. Tümeni Polatlı’nın üç kilometre yakınına kadar gelir. 12. Yunan Tümeni ise Haymana’nın iki kilometre güneyine kadar varır. Yunanlılar, Ankara’ya ne zaman gireceklerini hesap ederken, Türk süvarileri cephenin her iki kanadının açığından dalarak Yunan cephesinin yüzlerce kilometre gerisine akınlar yapmaya başlar. Türk süvarileri Yunan ulaşım kollarını vurur, pusular kurarak yiyecek ve cephane taşıyan kamyon konvoylarını yakalar; sürücüler ve şoförleri esir alır, at arabalarını ve kamyonları yakar. Böylelikle Yunan ordısının geri ikmali kesilir. Artık, Ankara’nın ünlü “Namazgahı’nda günde birkaç kez cenaze namazı kılınıyor, ardından musalla taşlarına sıralı cenazeler toprağa veriliyor. Bunlar Sakarya boylarında yaralanarak Ankara hastahanesine getirilen ve orada vefat askerlerdir.Namazgahtepe’de define hazır mezarlar kazılır. Çünkü hergün yüzlerce yaralı gelir. Namazgahtepe’de hergün yeni şehit mezarlarından meydana gelen tepecikler oluşur. Ankaralının “dua tepesi”, “ermeydanı” olan Namazgahtepe, şimdi ise şehitlerimizin mübarek bedenlerini bağrına basar. 4 Eylül günü çarpışmalar kanlı bir biçimde devam eder, fakat Yunan birliklerinde bir durgunluk görülmeye başlar. Ele geçen esirlerden, Yunan birliklerinin oldukça yıpranmış olduğu ve yiyecek sıkıntısı çektikleri öğrenilir. 5 Eylül günü Yunanlılar son güçlerini harcayarak büyük bir genel saldırıya geçer, fakat geri püskürtülür. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, bugüne dek yalnızca eldeki mevzilerin savunulması yolunda emirler verirken, bugün bütün birliklere elden çıkan her noktanın karşı saldırılarla geri alınmasını emreder. Çarpışmaların genel görünümü muharebenin Türkler lehine döndüğünü gösterir. 6 Eylül günü Yunanlılar ilk kez hareketsiz kalır ve ürkek tutumlarından bir Türk saldırısı bekledikleri anlaşılır. O gün esir alınan bir Yunan eri sorgulamasında şöyle demiştir: “Bize her tepeye hücumda, tepenin arkasında Ankara var diyorlardı. On altı gün geçti, Ankara görünmedi. Ellerine geçersek Türkler bizi öldüreceklermiş. Öyle diyorlardı. Subaylar ellerindeki tabancalarla, bizi zorla ileri sürüyorlardı.” 7 Eylül her iki tarafın mevzi düzeltmesi, birliklerine çeki düzen vermeleriyle geçer. Mustafa Kemal Paşa, cephenin sol kanadından üç tümen alınarak gece yürüyüşleriyle sağ kanada geçirilmesine ve sağ kanattaki bütün birliklerle Yunanlıların sol kanadına bir saldırı yapılmasına karar verir. 8 ve 9 Eylül günleri cephede durgunluk olur. Türk ordusu sezdirmeden saldırı hazırlıklarını sürdürür. 10 Eylül sabahı Türk birlikleri genel taarruza geçer. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve komutanları Polatlı-Basritepe yamacında bulunan Tasarruttepe’den genel saldırıyı komuta eder. Kanlı süngü hücumları neticesinde öğleye doğru Duatepe’ye Türk bayrağı dikilir. Yunanlılar bu saldırı üzerine geri çekilmeye başlar. Duatepe’nin alınması Türk ordusunun moralini güçlendirir. 11 Eylül günü Türk saldırısı bütün cephe boyunca ve olanca şiddetiyle sürer. Büyük kayıplar veren Yunan birlikleri dağılmaya başlar. 12 Eylül’de Yunan ordusu, sol kanadının uğradığı çöküntü nedeniyle sağ kanadındaki birliklerini kurtarmak için geri çekilmeye başlar. 13 Eylül günü Sakarya Irmağı’nın doğusunda bir tek Yunan birliği kalmamış; bitkin Yunan ordusu karmaşık bir şekilde Eskişehir ve Afyon yönünde geri çekilmeye başlar. Böylece, Ankara önlerinde 22 gün ve 22 gece aralıksız süren ve dünyanın en uzun meydan muharebesi sayılan Sakarya Meydan Muharebesi, Türk ordusunun kesin zaferiyle sonuçlanır. 14 Eylül 1921’de Seferberlik ilan edilir. Grup teşkilatı kaldırılır ve orduda kolordular kurulur. 17 Eylül 1921’de Yunan ordusu Eskişehir’e doğru çekilmeye başlar. Bozulan Yunan ordusu Türk birlikleri tarafından yitikler verdirilerek ve esirler alınarak Sakarya Irmağı’na kadar izlenir, hatta bazı birlikler bulabildikleri ilkel sallarla karşıya geçerler fakat geriden destek gelmediği için geri dönerler. Ankara önlerindeki kanlı boğuşmada Türk ordusu ağır kayıplar verir. 277 subay şehit, 1.058 subay yaralı, 23 subay esir, 4 subay kaçak, 27 subay belirsiz (şehit, kaçak veya esir) olmak üzere toplam 1.389 subay; 5.436 er şehit, 17.422 er yaralı, 805 er esir, 8.602 er belirsiz (şehit, kaçak veya esir) olmak üzere toplam 39.289 erdir. Muharebenin başında Batı Cephesi Komutanlığının savaşçı sayısı 6.855 subay ve 122.186 er iken, muharebenin sonunda 6.638 subay ve 133.079 er olduğu tespit edilir. Verilen kayıplar dikkate alındığında muharebe boyunca cephenin 1.163 subay ve 48.783 er ile desteklendiği anlaşılır. Türk ordusunun hayvan zayiatı ise büyük çoğunluğu at olmak üzere 929 ölü, 298 yaralı, 434 kaçak, 36 düşman eline geçen, 280 belirsiz (ölü, kaçak veya düşman eline geçmiş) olarak 1.977 dir. Buna karşılık Tekalifi Milliye Emirleriyle halkın elinde bulunan hayvanlara el konulması sonucu muharebenin başında 33.363 olan hayvan sayısı, verilen zayiata rağmen muharebe sonunda 61.767’ye yükselir. 18 Eylül’de Ankara tarihi bir gün yaşar. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa için karşılama töreni hazırlığı yapılır. Canlı, neşe dolu bir kalabalık Ankara tren istasyonunu, istasyonu Taşhan Meydanı’na bağlayan toprak yolu, Taşhan Meydanı’ndan Hacı Bayram Veli Camii’ne uzanan Karaoğlan ve Hacı Bayram caddelerini doldurur. Özellikle kadınlar, genç kızlar, çocuklar ve ihtiyarlar da karşılamaya gelir. Yunanlılara kaptırılan topraklardan göç ederek Ankara’ya doluşan yersiz yurtsuzlar; Afyon, Kütahya ve Eskişehir yörelerinden kaçıp ta Ankara’dan öteye gidemeyen, kısacası Ankara’yı son sığınak bilenler de bu karşılama törenine katılır. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa trenden indikten sonra, önce merasim birliğini denetler. Ardından kendisini karşılamaya gelen bakanların, milletvekillerinin, üst düzeydeki memurların ellerini sıkar. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, karşılayıcılarla birlikte istasyonu Taşhan Meydanı’na bağlayan yolda yürümeye başlar. Yolun iki yakasını dolduran Ankaralıların coşku dolu alkışları, sevinç çığlıkları, mutlu göz yaşları arasında ağır ağır yürür. 19 Eylül günü Büyük Millet Meclisi toplanır ve kabul ettiği bir kanunla Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya “Gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesini verir. Sakarya Muharebesi sonunda bozguna uğratılan Yunan birlikleri, Sakarya Irmağı’na kadar kovalanır. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, bir aylık hazırlıktan sonra, Yunanlıları Anadolu’dan atacak kesin sonuçlu bir taarruz yapmayı düşünür. Kısacası Sakarya zaferi, silahça üstün bir kuvvete karşı kazanılmış bir savunma, direnme ve tükenmeme kahramanlığıdır. Büyük taarruz da ise bir saldırı söz konusudur. Günümüzde Polatlı ve Haymana ilçesine bağlı köylerin çoğunda Sakarya Meydan Muharebesi’nde şehit olan erlerimizin isimsiz mezarlarına rastlamak mümkündür. Ruhları şad olsun. Devam edecek.....
|









![]() | Bugün | 183 |
![]() | Dün | 310 |
![]() | Bu Hafta | 792 |
![]() | Bu Ay | 1485 |
![]() | Toplam | 163947 |
| HakkımızdaHizmetlerimizReferanslarReyhan Yayınları |
Copyright © 2005 - 2012 Ankarasevdam // Ankara Tarihi ve Kültürü Portalı.
Designed by JoomlArt.com
Joomla! is Free Software released under the GNU General Public License.