Skip to content
AnkaraSevdam // Ankara Tarihi ve Kültürü Araştırma Portalına Hoşgeldiniz:
ŞEYH ALİ SEMERKANDÎ VE SIĞIRCIK SUYU

afi.2._copyŞEYH ALİ SEMERKANDÎ

VE

SIĞIRCIK SUYU

 

GİRİŞ YAZISINDAN

Oğuz Türkmen boylarının Anadolu’da yerleşik köy hayatına geçmesinde “Horasan melametiliğini” benimsemiş ve “Horasan eri” ünvanlı gazi-dervişler öncülük yapmışlardır. “Horasan erleri”, Horasan bölgesinden Anadolu’ya gelen Ahmed Yesevî hazretlerinin dervişleri ile karıştırılır. Horasan melametiliği ise İmam Caferi Sadık hazretlerinin İslâmî esasları günlük hayata uygulama biçimidir.
Horasan erleri çoğunlukla “Seyyid” nesepli olup, bazıları da “Bekrî” ve “Farukî”dir. Zaman içinde Türkçeyi ana dili gibi konuşarak ve Türk ailelerle akraba olarak, Türk kültürünü “Horasan mayası” ile yoğurmuşlardır. Irkî özelliği değil inanç birliğini esas kabul edip, “tevhid” akidesini yayarak, “Dârü’l-Cihâd” ülküsünde birleşmişlerdir. Horasan erlerinin Anadolu sevdâsını daha sonra “fütüvvet ehli” olan “ahi” reisleri desteklemiştir. Moğolların Asya şehirlerinde yaptığı istila ve talan hareketleri sonucu İsfahan, Semerkand, Buhara ve Horasan’dan çok sayıda şeyh, alim, bilgin ve sanatkar Anadolu’ya gelir. Bu “kolonizatör” dervişler tarafından ıssız ve virân yerlere, dağ başlarına ve güzergâhlar üzerine, iskâna açılmamış verimli arazilerin bulunduğu bölgelere “zâviye”ler yapılır.
İlk dönemlerde zâviyeler; kurucusu olan şeyh efendinin daimi ikametgâhı, tasavvufi hayatın yaşandığı ve uygulamalı eğitiminin verildiği yer, dîni (îtîkadî ve ameli) bilgilerin öğretildiği, konaklama ve beslenme hizmetlerinin ücretsiz yapıldığı, askeri, zirai ve mesleki becerilerin öğretildiği, günlük ihtiyaçların kendi üretimleri ile karşılandığı, devletin en önemli istihbarat birimi ve bölge güvenliğini sağlayan bir karakol durumundadır.
Konar-göçer Oğuz Türkmen boylarının geleneğinde olan “yabgu”ların yerini alan “şeyh”, “ahi”, “baba” dervîş”, “gazi”, “dede”, “pîr”, “seydâ”, “seyyid”, “efendi”, “paşa”, “ata” ve “hâce” ünvanlı bu bilge kişiler, Anadolu’nun İslâmlaşmasında ve Türk yurdu olmasında önder şahsiyetlerdir. Bu şahsiyetler arasında “bacı”, “hatun”, “kadın” ve “ana” ünvanlı önder kadınlarda bulunmaktadır. Bu şahsiyetlere “evliyâ”, “velî” ve “ermiş” gibi dîni sıfatlar verilerek, önderlikleri kabullenilmiştir. Zamanın yöneticileri de bu bilge şahsiyetlere her türlü maddi desteği vererek, emlak, arazi ve nakdi yardımlarda bulunmuşlar, vakıflar kurmuşlar ve her türlü vergi muafiyeti tanımışlardır.
Kaynağını Kur’ân-ı Kerîm’in dünya hayatıyla ilgili emirleri ile Hazreti Peygamberimizin (s.a.v.) hayatından ve sünnetinden alarak beslenen tasavvufi hayat  daha sonra müesseseleşerek, “dergâh”, “tekke” ve “kalenderhâne” adı verilen özel yapılarda, “mürşîd” “şeyh”, “pîr”, “seydâ” ve “efendi” ünvanlı ulu şahsiyetlerin önderliğinde batınî ilimlerin öğretildiği kurumlar haline gelir.
Halk arasında “Evliyâullah” ve “Velîyullah” olarak anılan, “Velâyet” sahibi olan bu Allah dostları, Hazreti Peygamberin varisi (mirasçısı), kendisinden önce bu görevi yapan velînin de halifesi, yani yerine geçen vekilidir. “Âlimler peygamberlerin vârisidir” hadis-i şerîfi de bu mürşîdlerin “şânı”nı bildirir.
Ankara merkez ve civarında zaviye/dergâh kurarak irşâd faaliyetlerinde bulunan ve bu dergâhlarda yetişen gönül sultanlarımızdan bazıları şunlardır:
Saraç Sinan (Sinanüddin Yusuf b. Hasan), Ahî Yakup, Ahî Yusuf bin Ahî İshak, Ahî Hüsameddin, Şeyh İzzeddin, Hüseyin bin Seyyid Şemseddin, Ahî Yusuf, Ahî Şerafeddin, Hacı Bayram-ı Veli, Yazıcı Selahaddin, Abdülkadir b. Yusuf İsfahanî, Şeyh Bahşayiş, Şeyh Mehmed, Şeyh Ahmed, Şeyh Aziz, Gül Dede, Sungur Seydî, Mehdî Şeyh, Şeyh Şemseddin, Yuva Şeyh, Güvenç Şeyh, Erdede Sultan (Hallac Mahmud), Tabduk Emre, Yunus Emre, Şeyh Ali Semerkandî, Ahî Fatma Bacı, Hacı Tuğrul Baba, Baba Yakup, Şah Kalender Veli, Abalı Baba, Ahî Mesud, Seydi Yusuf, İncek Dede, Baba Nahhas Ankaravî, Kazancı Baba, Şeyh Elvan, Baba Kıbel, Ahmed Baba, Molla Zeyrek, Ali Efendi Dede, Hasan Dede, Yusuf Dede, Şeyh Ebu İshak, Kul Derviş, Doğan Bey (Yürüyen Dede), Enbiya Dede, Yakub Abdal, Samut Bali, Ahî Elvân, Karaca Ahmed, Kara Davud, Ankaravî Şeyh Ahmed Çelebi, Edhem Baba, Bünyamin Ayaşî, Es-Seyyid eş-Şeyh Hüseyin Nakşibendî, Hüsâmeddîn Ankaravî, Şeyh Muhyiddin Efendi, Aziz Mahmud Hüdâyî, Derviş Nidâî, Taceddin-i Veli, Şeyh Mehmed Baba, İsmail Rusûhi Dede (İsmâîl-i Ankaravî), Şeyhülislam Yahya Efendi, Meyyal Dede, Şeyh Ahmed Kilimi, Ayvaşık Dede (İvaz Dede), Ahmed Nuri Baba, İncik Sultan, Tıybi Mehmed Efendi, Tiritzâde Hüseyin Efendi, Beypazarlı Ali Efendi, Müderriszâde Şeyhi Mustafa Efendi, Osman Vehbi Efendi, Halveti Mehmed Efendi, Kasım Baba, Hasan Ziyauddin Efendi, Şeyh Mehmed Tayyib Baba, Şeyh Şemseddin Efendi, Arabacılar Kahyası İsmail Ağa, Mustafa Taceddin Efendi, Çile Dede, Şeyh Abdurrahman, Ahi Mahmud ve Dib Dede.
Ayrıca Hacı Bayram-ı Velî dergâhında da Akşemseddin (Şemsuddin Muhammed b. Hazma), Eşrefoğlu Rûmî, Şeyh Emir Sikkîni, Ömer Dede, Şeyh Lutfullah Efendi, Yazıcızâde Muhammed Efendi, Ahmed Bîcan, Germiyanoğlu Şeyhî, Akbıyık Meczûb Sultan, İnce Bedreddin, Kızılca Bedreddin, Şeyh Yusuf Hakîkî, Şeyh Ulvan Şirazî, Şeyh Muslihiddin Halife ve Kemal Halveti (Kemal Ümmî) gibi mutasavvıflar yetişmiştir.
Kendilerine “Allah’ın sevgili kulları” denilen bu velîler öylesine bir ömür geçirirler ki, her nefeslerinde Yaradan ile birlikte bulunmanın, bu huzur halini daimi olarak yaşamanın gayreti ve çabası içinde olmuşlardır.
Anadolu insanı yüzyıllardır Yüce Mevlâ’nın “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Bir de sadıklarla beraber olun.” (Tevbe/119) ve “Haberiniz olsun ki, Allah’ın dostları için hiç bir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır. Allah’a iman eden ve kulluk şuuruyla hareket eden takva sahipleridir onlar...” (Yunus/62-63) diye vasıflandırdığı, “insan-ı kâmil” olan bu kulların sohbetleriyle şereflenmek için dergâhlara koşmuş; “Allah’ın öyle has kulları vardır ki, ne bir ticaret ne de alış-veriş onları Allah’ı anmaktan alıkoymaz” (Nûr/37) ilâhî müjdesine muhatap bu “er kişi”lerin rehberliğini kabul ederek, onları “mürşîd” olarak kabul etmiş; “Korkmayın, endişelenmeyin ve geride bıraktığınız evladınız ve ailenizden dolayı da hiç mahzun olmayın. Bilakis size vadedilen cennete kavuşacağınız için sevinin...” (Fussilet/30) müjdesini vefatları anında meleklerden alan ve gülümseyerek Mevlâ’ya kavuşan bu velî kişilerin mezarlarını ziyaret ederek, bu güzel ölümün kendilerine de nasip olmasını Yaradan’dan niyaz etmişlerdir.
Anadolu’da bu velî kişilerin mezarlarına verilen kudsiyet, onların hayatta iken kazandıkları şerefin hatırasını yaşatmaktır. Yani “yâd-ı cemîl”dir.
Selçuklu ve Osmanlı döneminde türbelerin yakınına tekke, dergâh, misafirhane, cami, mescid, aşevi, imâret, mektep, medrese, sebil ve çeşmeler yaptırılmıştır. Onların ruhaniyetlerine hergün aşr-ı şerîf okunması için özel vakıflar kurulmuştur. Anadolu’da bir Allah dostunun mezarının olduğu mevkiye halk diliyle “ziyâret” denilmiştir.  
Bu kutsal mekânlar sosyal hayatın bir parçası olmuş, üzüntü ve sevinçler bu mekânlarda paylaşılmıştır. Sultanlar ve padişahlar bu şerefli mekanlarda yapılan dualardan sonra tahta oturmuşlardır.
Milli Mücadele hareketi ile Birinci Meclis’in ilk açılışı için hazırlanan merasim Ankara’da Hacı Bayrâm-ı Velî hazretlerinin türbesinde yapılan duâlarla başlamıştır. Asırlardır devam eden ve milletimize özgü bu velî kültürü ise günümüzde yanlış anlaşılmakta ve kaldırılmak istenmektedir.
“Anadolu evliyâlar diyarıdır” sözü de bunun en güzel örneği olup, Türkiye’nin her beldesinde hatta her köyünde bir Allah dostunun kabri vardır. Hatta bazı ilçe, belde ve köy isimleri bu abide şahsiyetlerin adını taşır.
Günümüzde Ankara’da bulunan bazı yerleşmeler şunlardır: “Ahi Mesud” (Etimesgut), “Ahi Mamak” (Mamak), “Emrem Sultan” (Nallıhan), “Ömer Şeyhler” (Nallıhan), “Tekke” (Nallıhan), “Şeyh Ali” (Polatlı), “Oğul Bey” (Gölbaşı), “Şeyh Mahmut” (Kalecik),  “Tekke” (Kazan), “Yakup Derviş” (Kazan), “Baba Yakup” (Polatlı), “Basri” (Polatlı), “Şeyhler” (Akyurt), “Tekke” (Ayaş), “Yağmur Baba” (Polatlı), “Şehit Ali” (Yenimahalle), “Yağmur Dede” (Ayaş), “Dağ Şeyhler” (Beypazarı), “Kır Şeyhler” (Beypazarı), “Kuyumcu Tekke” (Beypazarı), “Nuh Hoca” (Beypazarı), “Yakup Abdal” (Çankaya), “Tekke” (Elmadağ), “İmam Hüseyin” (Çubuk), “Hacı Tuğrul” (Polatlı), “Bacı (Fatma Bacı)” (Polatlı), ”Hızır Şeyh” (Polatlı), “Ahi (Ahi İsmail)”, “Şeyhler” (Kızılcahamam), “Şeyh Ahmetli” (Polatlı), “Güvenç” (Kazan), “Karaca Ahmed” (Polatlı) ve “Aydın” (Kazan).
“Ali Dede Şıhlar” adıyla anılan günümüz Çamlıdere ilçesi de Şeyh Ali Semerkandî hazretlerinin kurduğu yerleşmelerden biridir.

Abdülkerim Erdoğan
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Abdulkerim Erdoğan

a_01
a_picasa
a_fottom
a_tv

Abdülkerim Erdoğan Eserleri

asemerk
180x256-images-stories-Untitled-1

Ziyaretçi Durumu

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün248
mod_vvisit_counterDün285
mod_vvisit_counterBu Hafta828
mod_vvisit_counterBu Ay5918
mod_vvisit_counterToplam168379

Son YORUMLAR