| ULUSLARARASI HACI BAYRAM-I VELİ ANMA HAFTASI |
|
ULUSLARARASI HACI BAYRAM-I VELİ ANMA HAFTASI
21 TEMMUZ, ANKARA’DA
“HASAT GÜNÜ” OLARAK KUTLANMALI...
AYRICA "ULUSLARARASI HACI BAYRAM-I VELİ ANMA HAFTASI" DÜZENLENMELİDİR...
Her yıl Türkiye'de Hazreti Mevlana, Hacı Bektaşı Veli ve nice manevi şahsiyetlerin anma günleri ve haftaları düzenlenmektedir. Ankara'da Hacı Bayram-ı Veli hazretleri için niçin düzenlenmez?... İstanbul Fethi’nin manevi mimarlarını dergâhında yetiştiren Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin kutlu mekanı Milli Mücadele yıllarında önemli bir manevi merkez olmuş, Birinci Meclis'in açılışı da burada yapılan dua ve merasimle başlamıştır. Her yıl 23 Nisan'da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın düzenlediği merasimin aynen sembolik olarak uygulanması gerekir. Anadolu'da "imece"yi sosyal bir gelenek haline getiren Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin meşhur ve geleneksel “burçak hasatı”, Osmanlı döneminde her yıl 21 Temmuz yapılır ve bu gün “HASAD GÜNÜ” olarak Ankara Mahkeme (Kadı) sicil defterlerine kaydedilir. Hasadı yapılan burçaktan dergâhın mutfağında burçak çorbası kaynatılır ve Ankaralılara ikram edilir. Yüzyıllardır geleneksel olarak devam ettirilen bu güzel uygulamanın yeniden hayata geçirilmesi, kültür hayatımıza yeni zenginlik katacaktır.
Ankara’da doğan ve yetişen, büyük bir mutasavvıf olan Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin esas adı “Numan”, künyesi ise “Mahmud bin Ahmed bin Numan”dır. Babasını adı Ahmed, dedesinin adı Mahmud’dur. Ankara şehir merkezine yakın Solfasıl Köyü’nde doğmuştur. 1340 veya 1350 yılında doğduğu rivayet edilir. Bazı kaynaklarda ise babasının lakabı “Koyunluca Ahmed”dir. Koyunluca Ahmed’in çiftçilik veya hayvancılıkla uğraştığı tahmin edilir. Babasınının mezar yeri bilinmemektedir. Annesinin ismi ise kaynaklarda zikredilmez.[1]
Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin halifelerinden olan Seyyid Abdülkadir İsfahanî hazretlerinin soyundan gelen evlatlarının elinde bulunan 1428 tarihli vakfiye suretinde, ilk defa Hacı Bayram-ı Veli’nin künyesi tam olarak yazılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunmayan bu orijinal vakfiye suretini 2005 yılında İsfahanî evlatları tarafıma getirmiş, bizde bu vakfiyenin fotoğrafını çekerek ilim aleminin hizmetine sunduk.
Hacı Bayram-ı Veli’nin künyesi vakfiyenin başında: “Evliyâ-i ve’l-ârifîn, el-hâdî ila tarîk’il-hakki ve’l-yakîn, ve’l-vâkıf’ül- esrâr’il-vâsilîn, mergûb’ul-âlemîn, mürşidi halâik’il-ecmaîn, eş-Şeyh Hacı Bayram bin Ahmed bin Mahmud afî anhümü’l-vedûd.” şeklinde yazılıdır. Aynı vakfiyenin sonunda ise: “Kutbu evliyâ-i ve’l-ârifîn, el-hâdî ila tarîk’il-hakki ve’l-yakîn, ve’l-vâkıf’ül-esrâr’il-vâsilîn, mergûb’ul-âlemîn, mürşidi halâik’il-ecmaîn, eş-Şeyh Hacı Bayram ibni Ahmed bin Mahmud afî anhümü’l-vedûd.” şeklinde yazılmış, ayrıca üçüncü defada derkenar yazılmıştır.
Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin annesine ait olduğu rivayet edilen mezar ise Keçiören-Yeşilöz Mahallesi, İrfan Baştuğ Caddesi (Atatürk Hava Alanı yolu) üzerinde bulunan Nebahat Taşkın İlköğretim Okulu’nun bahçesindedir. Mezar ilk tespit edildiğinde Arapça olarak “ümm-i Hacı Bayram-ı Veli” (Hacı Bayram-ı Velî’nin annesi) cümlesi yazılı bir şahide taşı bulunur. Hacı Bayram-ı Veli’nin annesine ait olan bu mezar, 2004 yılında yapılan bir türbe ile korumaya alınır ve çevre düzenlemesi yapılır.
Altındağ-Solfasol Mahallesi, Solfasol Köyü Camii yakınında bulunan ve Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin doğduğu ev olarak rivayet edilen yapı restore edilerek ziyarete açılmıştır.
Solfasıl Köyü’nün adı 1530 yılı Ankara Tahrir Defteri’nde “Sol-Fasl/Sol- Fasıl” (sad+vav+lam-fe+sad+lam) olarak kaydedilmiştir. “Fasl” kelimesi Arapça olup, ayrıntı; ayırma, ayrılma; kesme; kesinti; bölüm anlamlarına gelmektedir. Köyün coğrafi konumu itibari ile bu isim verilmiştir.[2]
Yazılı kaynaklarda soyu ve ailesi ile ilgili bilgi oldukça azdır. Ortak görüş soyunun Türk olduğudur. Hacı Bayram-ı Velî’nin kendisinden küçük Safiyuddin ve Abdal Murad isminde kardeşleri olduğu rivayet edilir. Fuat Bayramoğlu Abdal Murad’ın “Hacı Murad-ı Veli” olarak da bilindiğini zikreder. Hacı Murad-ı Veli’nin 1172-1270, diğer bir görüşe göre 1229-1307 yılları arasında yaşadığı rivayet edilir. Hacı Murad-ı Veli’nin türbesi günümüzde Çankırı-Eldivan ilçesi Seydiköy’dedir.[3]
Hacı Bayram-ı Veli’nin beşi erkek, üçü kız evladı olmuştur. Erkek evladları Ahmed Baba, Baba Sultan, Edhem Baba, İbrahim Baba ve Ali Baba’dır. Kız evladlarından ise sadece “Hayrünnisa Hatun” bilinmektedir. Hacı Bayram-ı Veli’nin nesli oğlu Şeyh Ahmed Baba’dan ve kızı Hayrünnisa Hatun’dan devam etmiştir.
Osmanlı dönemi vakıf belgelerinde oğlu İbrahim Baba (İbrahim Baba b. Hacı Bayram)’nın Yanucak diğer adıyla “Oğul Bey” Zaviyesi Vakfı’na berat-ı hümayun ile mutasarrıf olduğunu öğreniyoruz. Oğul Bey ise Polatlı ilçesi Hacı Tuğrulbaba Köyü’nde türbesi bulunan Hacı Tuğrul Baba’nın evladıdır.[4]
Şeyh Ahmed Baba, Ankara’da bulunan “Pir evi” denilen dergâhın şeyhliğini yapmıştır. Kızı Hayrünnisa Hatun ise müridi olan Eşrefoğlu Abdullah Rumi (Eşrefoğlu Rumi) ile evlenmiştir. Hacı Bayram-ı Veli’nin nesli günümüzde halen devam etmektedir. Bu kutlu soydan mutasavvıflar, alimler, edibler ve şairler yetişmiştir.
Tarihi ve menkıbevi kaynaklarda çocukluk devresinden hiç bahsedilmez. Bayrami kaynaklarında çoçukluğu ile ilgili şu rivayet vardır:
Yedi yaşına gelince Numan’da diğer çocuklardan farklı haller zuhur eder. Bu halleri Şeyh Himmet Efendi bir şiirinin Türkçe anlamında şöyle anlatır:
“O anadan doğma yetişkin ve olgun kişi, yedi yaşındayken erip erişmişti derler. Annesi de onun, daha karnındayken, kimi zaman Allah dediğini işitirdim. Karnımın içinde sanki yetişkin bir insan görürdüm, derdi.”[5]
Hacı Bayram-ı Veli’nin çocukluk yıllarında Ankara ve civarı, Sultan Orhan Gazi’nin oğlu Gazi Süleyman Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Sultan Orhan Gazi'nin 1360 yılında vefatı üzerine, Karamanoğlu ile Sivas hükümdarı Gıyaseddin Mehmed'in teşvikleri ile Ankara ahi büyükleri, şehirdeki Osmanlı muhafızlarını kovmuşlar, daha sonra Sultan Murad Hüdavendigar’a ahiler kendi isteği ile şehri 1361 de teslim etmişlerdir. Eyalet merkezi olan Ankara, Osmanlı yönetiminde de önemli bir yeri olup, Anadolu Beylerbeyliği idari merkezi olur.
Anadolu Selçukluları döneminde bir “melik” şehri olan Ankara güvenli kalesi, verimli toprakları ile Oğuz boylarına yurt olur. Şehir merkezi ve civar köylerde “fütüvvet” ehli olan “Ahî”ler yerleşerek, zaviyeler kurarlar. Ahî Çomak, Ahi Mahmud, Ahî Elvan, Ahî Evran, Ahî Hüsam, Ahî Şerafeddin, Ahî Yakub, Ahî Murad, Ahî Doğan, Ahî Ören ve Ahî Mesud bu şahsiyetlerden bazılarıdır.
Anadolu’daki Moğol istilasından etkilenmeyen şehir olan Ankara’da, ahi büyüklerinin kurduğu medreseler çoğalır ve eğitim üst seviyeye ulaşır. Şehirde ise bu dönemde Kızıl Bey, Ahî Yakub, Melike Hatun (Kara Medrese), Yeşil Ahî ve Saraç Sinan Medreseleri gibi ünlü eğitim kurumları hizmetlerini sürdürür.
Evliya Çelebi 1560 yılında Ankara’ya geldiğinde Er Sultan’ı Hacı Bayram-ı Velî’nin hocası olarak zikreder ve türbesini ziyaret eder. Seyahatname’de: “Duâsı kabul olunan, kerâmet nurlarının kaynağı, gizli yollara mazhar olan, hakiki sırların keşfedicisi, sağlam mü’min Şeyh Hazreti Er Sultan: Mübârek isimleri Mahmud’dur. Bu zât, Ankara'da doğmuştur. Şeyh Hamid Hazretlerinin şeyhlerindendir. Nice keşif ve kerâmetleri görülmüştür. Allah'a hamdolsun, ziyâreti bana da nasib oldu. Rüyamıza girerek dünyada iken irşâdlarından faydalandırdılar. Engürü (Ankara) içinde, Ağaçpazarı’nda küçük bir kubbede yatarlar. Türbesi herkes tarafından ziyaret edilir.”
Hacı Bayram-ı Velî, iyi bir öğrenim görmüş ve müderrisliğe kadar yükselmiştir. O dönemdeki “müderris” ünvanı günümüzde “profesör” ile eşdeğerdedir. Prof. M. Ali Aynî müderrisliği konusunda:
“Bayram'ın çocukluk zamanına ait şayan-ı zikir (söylemeğe değer) bir şey bulamadım. Fakat onu hayat âlemine birinci defa müderris olarak karışmış görüyoruz. Şu kadar ki bu müderrisliğin o vakit büyük bir kıymeti vardı” diyor.
Eğitimini kimlerden almıştır, hangi medreselerde okumuştur, bu konuda kaynaklarda bilgi yoktur. Bilinen şu ki o dönemde Ankara’da bir çok alim yetişmiştir. Örnek verecek olursak: Müfessir Hoca Cafer Efendi, Kadı Ahmet Çelebi, Şeyh İzzeddin, Kemal İsfahani, Meşhur Halep kadısı Ziyaeddin Ahmed, Mevlana Necmeddin Berki, Kadı Mecdüddin Abdülhak, Ahî Mamak ve Kadı Şemseddin. Halk arasında Şeyh İzzeddin’in Hacı Bayram-ı Veli’nin Arapça hocası olduğu kanaati yaygın isede kaynaklarda bu gmrüşü destekleyen bilgi yoktur.
Hacı Bayram-ı Veli müderrislik hayatına Melike Hatun tarafından yaptırılan “Melike Hatun Medresesi”nde başlar. Daha sonra ki yıllarda bu medreseye andezit taşından tapıldığı için “Kara Medrese” denilmiştir. Bu medrese tarihi Eyne Bey Hamamı yakınlarında iken, günümüzde tamamen yıkılmıştır. Günümüzde İtfaiye Meydanı olarak anılan bu alan Osmanlı döneminde “Sultan Meydanı”, “Abdil Yeri”, “Köşk yanı” ve “Hergelen Meydanı” olarak da anılmıştır. Melike Hatun Ankara’da bir medrese, bir cami, bir çeşme yaptırmış, Eyne Bey Hamamı’nın da ortağıdır. Kabri ise Eyne Bey Hamamı’nın yanındadır.[6]
Kayseri’de irşad faaliyetlerini sürdüren Şeyh Hamidüddin Aksarayi (Somuncu Baba) müderris Numan’ın ilmi şöhretinden haberdar olur. Şeyh Hamidüddin aslen Türkistanlı olan bir ailedendir. Babası Şemseddin Musa ailesi ile birlikte Anadolu’ya gelir ve Kayseri’ye yerleşir. Hamidüddin Aksarayi tahminen 1340 yılında Kayseri’de doğar. İlk tahsilini ve tasavvuf neşvesini babasından alır. Daha sonra Kayseri ulemasından ilim tahsil eder. Babasının vefatından sonra başka vilayetlere seyahatlerde bulunur. Şam’da bulunan Bayezidiyye Dergâhı’na gider. Tayfuriyye ve Nakşibendiyye şeyhi Şadi Rumî’den manevi eğitim alır. “Üveysiyyü’l-meşreb” olan Şeyh Hamidüddin, Bayazid Bistamî’nin ruhaniyetinden terbiye edilir. Bazı kaynaklarda Erdebil’de bulunan Sadreddin Erdebili’ye intisap ettiğini kaydederlerse de çelişkilidir. Bu dönemlerde Ankara civarında Halvetiye ve Rufaiyye tasavvuf ekolleri yaygındır.
Bu bölgede bulunan Anadolu beyliklerinin hakimiyetini kırmak için Yıldırım Han, Ankara civarına sık sık ordusu ile gelmektedir. Bu seferlerinde Ankara’da Numan b. Ahmed ile tanışmış ve onu önemli bir görev olan “kapıcıbaşı”lığa getirmiştir.
Ankara, Kastamonu ve Sinop civarında hüküm süren Candaroğulları’na karşı bir sefer düzenleyen Bayezid Han, bir ordu ile 1392 de Ankara’ya gelir ve bir ay kadar burada ordusuyla konaklar. Yıldırım Han’ın yanında Bizans İmparatoru ile yapılan anlaşma gereği oğlu İkinci Manuel Palaiologos da vardır. İkinci Manuel Ankara’da bir müderrisin evinde misafir kalır ve kaldığı süre içinde anılarını yazar. Bu anılarında ev sahibi müderrisin din bilgini olduğunu, dini konularda kendisi ile ilmi tartışmalar yaptığını, halkın ve yöneticilerin bu müderrisin görüşlerine saygı duyduklarını da şu övgülü sözlerle anlatır: “Yargıçların ve bilgelerin her işi bu adamın ağzından çıkacak bir söze bağlıydı.” Manuel, daha sonra bu müderrisin aniden Ankara’yı terk ettiğinden bahseder. Fuat Bayramoğlu, İmparator İkinci Manuel’in bahsettiği müderrisin Hacı Bayram-ı Veli olabileceğini, Ankara’yı aniden terk etmesini de Kayseri’de bulunan Şeyh Hamidüddin Aksarayi’nin yanına gittiğini savunur.[7]
Hacı Bayram-ı Veli’nin ile Şeyh Hamidüddin Aksarayî’nin ilk tanışması ile ilgili olarak iki görüş hakimdir.
Birinci görüş:
Hamidüddin Aksarayî, Kayseri’de ikamet etmektedir. Halifesi Şeyh Şücaeddin Karamanî’yi Ankara’ya gönderir ve müderris Numan b. Ahmed’i Kayseri’ye davet eder. Davete icabet eden Numan b. Ahmed, Kayseri’ye gelir ve Hamidüddin Aksarayî ile tanışır. Aksarayî zahiri ilim erbabı ile batıni ilim erbabının hallerini gösterir. Bu durumu gören Numan, “ilm-i ledün ehli”ni seçer ve Hamidüddin Aksarayî’ye intisab eder. O gün Kurban Bayramı arefesi olduğu için, şeyhi tarafından “Bayram” mahlası verilir. Bundan sonra Numan b. Ahmed “Bayram” olarak bilinir ve anılır. Bu buluşmanın tarihi kesin belli değildir.[8]
İkinci görüş:
Yıldırım Bayezid Han Niğbolu Zaferi’nin bir nişanesi olarak, Bursa'da yaptırdığı Ulu Camii’ni 1400 yılının Mart ayında, bir Cuma günü açılışını yapar. Cuma namazında hutbeyi Emir Sultan’nın okuması gerekirken, o ana kadar herkesin “Ekmekci Baba” olarak tanıdığı Hamidüddin Aksarayî’yi, hutbeyi okuması için Emir Sultan davet eder. Bunun üzerine Somuncu Baba:
-“Ne ettin, beni sonunda açığa vurdun Emîrim” diye sitem eder.
Ekmekçi Dede, vaazında, Fatiha sûresine o zamana değin kimsenin bilmediği yedi türlü anlam verir. Herkes hayran kalır. Zamanın büyük bilgini Molla Fenarî hutbeyi heyecanla dinler ve:
-“İlk verdiği anlam bizim bildiğimiz, ikinci anlam kimi bildiğimiz, kimi de bilmediğimiz anlamdı; ondan sonrakiler ise hiç bilip anlıyabildiğimiz şeyler değil.” buyurur.
O günden sonra “şöhret afettir” düsturu üzerine Somuncu Baba, Bursa’dan ayrılır.
Bayramiyye’nin önde gelen şeyhlerinden Pir Aliyy-i Aksarayî’nin muhiblerinden olan Abdurrahman el-Askeri “Mir’a-tü’l-ışk” isimli eserinde:
Sultan Hacı Bayram, Yıldırım Bayezid Han’ın “kapıcıbaşı”sı ve esas ismi de Numan’dır. Timur Han Anadolu’ya gelir, Yıldırım Han’la savaşır, onu mağlup eder ve habseder. Yıldırım Han’ın ordusu dağılır. Bu olaylar üzerine Sultan Şeyh Hamidüddin el-Aksarayî Bursa’dan göçer, Adana vilayetinde Ceyhun suyunun kenarında, Sis Kalesi’nin yanında bir köye gider. Bu köyde Nebi Sufi diye bilinen bir alemdarın evine misafir olur. Sultan Hacı Bayram ile Sultan Şeyh Hamid daha önceden tanışırlarmış. Hacı Bayram Şeyh Hamid’in Bursa’da bulunan evine ziyaretine gider ama bulamaz. Şeyh Hamid Sultan’ın nerede olduğunu sorar ve “azm-i diyar-ı Arab” (Arap diyarına gittiğini) ettiğini öğrenir. Sultan Hacı Bayram kıyafet değiştirip, “bezirganım” diyerek adamları ile birlikte Bursa’dan ayrılır ve yola düşer. Geçtiği şehirlerde Şeyh Hamid Sultan’ı sora sora, Adana’ya kadar gelir. Burada tanıdığı birisinden Sultan Şeyh Hamid’in kaldığı yeri öğrenir. Hizmetkarları ile birlikte köye varır ve köylülere Nebi Sufi’nin evini sorar. Köylüler:
-“Ne eyleyeceksin onunla” derler.
-“Ona misafir olacağım” der. Köylüler ise:
-“O fakir bir kimsedir, evinde huzur bulamazsın, burada kal” dedilerse de Sultan Hacı Bayram iltifatlara itibar etmez ve Nebi Sufi’nin evine gider. Şeyh Hamid, Sultan ile görüşür. Hal hatır sorulduktan sonra Şeyh Hamid ile Sultan Hacı Bayram arasında şu konuşma geçer:
- “Buraya gelme sebebiniz nedir? Bursa’da durum nasıl?”
- “Yıldırım Han vefat etti, sultanımıza malumdur.”
- “O zaman bizden muradın nedir?”
- “Sultanıma (size) hizmet etmeye geldim.”
- “Siz bizim yanımıza sığmazsınız. Şayet geri dönmek isterseniz himmet edelim.”
- “Muradım sizsiniz, başka da muradım yoktur.”
“Muradım sensin ey dilir seni eyler gönül ezber
Seni bulan dahi n’eyler cihanda ağ u karayı”
- “Sen bu kadar süslü elbiselerinle bu fetret döneminde bizimle halin nice olur, buna tedarik gerekir.”
- “Emir senindir, rıza senindir.”
- “Bu yiğitler neyindir?”
- “Bazıları kulumdur, bazıları da nökerimdir.”
- “Adana’ya git, bunların ihtiyaçlarını tedarik et ve geri gönder. Sonra da derviş elbisesi giyerek buraya geri dön.” Sultan Hacı Bayram emir üzerine Adana’ya gider, kullarını azad eder, nökerlerinin belgelerini verir, onlarla helalleşir. Üzerindeki elbiseleri satar, “türkane” elbiseler alır, yaya olarak akşamdan önce Şeyh Hamid Sultan’ın bulunduğu köye döner. Şeyh Hamid:
- “Adını tebdil edelim.”
- “Rıza sizindir” diye cevap verir Sultan Hacı Bayram. Meğer Kurban Bayramı’na iki üç gün kalmış. Onun için Hac Bayramı da yakın olduğu için “Hacı Bayram” ismini koyarlar. O zamandan beri de bu isimle meşhurdur. Adana’dan Şam’a Sultan Şeyh Hamid, Sultan Hacı Bayram ile beraber gider. Şam’da kalmayıp Hicaz’a giderler. Timur Han Şam’a geldiği zaman, onlar Kabe’de olurlar. Timur Han Şam’da fazla kalmaz. Timur Han: “Kutb bu şehirdedir, belki de Kabe’dedir. Kutb’un olduğu vilayet alınmaz, bize çok hürmet etdiler” diyerek Şam’dan ayrılır. Sultan Şeyh Hamid, hac vazifesini tamamlayınca Adana’ya gelirler, Nebi Sufi’yi de yanına alarak Aksaray’a dönerler. Sultan Hacı Bayram bir yıl Sultan Şeyh Hamid ile birlikte Aksaray’da kalır. Bir yıl sonra Hacı Bayram’a izin verir ve Ankara’ya gönderir. Hacı Bayram:
- “Sultanım, ne işle uğraşayım, sanat bilmem” deyince:
- “Ekin ek.”
- “Ne ekelim?”
- “Burçak ek” buyururlar. Hacı Bayram Ankara’ya varır, burçak ekerler. O tohumu şimdi dahi ekerler.”[9]
Hacı Bayram-ı Velî hazretleri bu görüşe göre 1406 yıllarında Ankara’ya döner. Diğer görüşe göre Şeyhi Hamidüddin Aksarayî hazretlerinin 1412 yılında vefatına kadar yanında kalır.
Mevlevî Şeyhi Seyyid Sahih Ahmed Dede “Mecmuatü’t-Tevarihi’l-Mevleviyye” isimli eserinde, Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin 1349 yılında doğduğunu, yirmidört yaşında Hacca gittiğini, otuz yaşında da müderris olduğunu kaydeder.
Hamidüddin Aksarayî, Bursa’ya hangi yıllarda gelmiştir, bilinmez. Bursa’ya yerleşip, fırıncılık yapar. Pişirdiği ekmekleri Bursa sokaklarında satar. Herkes onu “Ekmekçi Baba” olarak tanır, Bursa Ulu Camii’nin açılış törenine kadar. Camiin açılışında okuduğu hutbe ile sırrı ifşa olur ve Bursa’yı terkeder. Zamanın büyük alimi Molla Fenarî ve Hacı Bayram-ı Velî müridi olur. Daha sonra Aksaray’a yerleşir ve 1412 yılında vefat eder. Oğlu Yusuf Hakikî’nin manevî eğitimini de Hacı Bayram-ı Velî’ye emanet eder. Kutlu kabirleri ve çilehanesi Aksaray’dadır.
Yıldırım Bayezid Han’ın Ankara Savaşı yenilgisi ile Anadolu’da bulunan beylikler yeniden istiklallerini ilan etmişler, Osmanlı şehzadeleri de iç çekişmelere başlamışlar, Anadolu birliği tamamen dağılmıştır. Amasya’da bulunan Şehzade Mehmed, Ankara civarında hükümran olan kardeşi Süleyman Çelebi'yi 1410 yılında, Musa Çelebi'yide 1413 yılında tasfiye ederek, tek başına Osmanlı tahtına geçer. Beyliklerle uzun mücadeleler yaparak, Anadolu birliğini yeniden temin eder. Gerek yönetimde gerekse halk arasında artış gösteren ahlaki bozulmaya ve anarşiye karşı mücadele verir.
Ankara’ya gelip yerleşen Hacı Bayram-ı Velî, şeyhinin emri üzerine ziraatle uğraşır. Ankara hem ticaret, hem zenaat, hem de ziraat şehridir. Köylerde hayvancılık ve ziraat yapılır, şehir merkezinde ise esnafın kurduğu atelyelerde zenaat icra edilir. Kısacası o döneminde Ankara, iktisadi yönden gelişen bir şehirdir. Çelebi Sultan Mehmed, 1415 yılında Karamanoğlu üzerine yaptığı bir seferde, Ankara’da hastalanır ve bir müddet istirahat eder. Kaynaklarda Hacı Bayram-ı Velî ile görüştüğüne dair bir kayıt yoktur. Yalnız Sultanı tedavi için gelen “Şeyhü’ş-şuara” şöhreti ile tanınan şair ve hekim Mevlana Sinan’ın, Hacı Bayram-ı Velî’ye intisap ettiğini ve “Şeyhi” mahlasını aldığını kaynaklardan öğreniyoruz.
Çelebi Sultan Mehmed’in 26 Mayıs 1421'de vefatı üzerine tahta, oğlu İkinci Murad geçer. Ankara halen Eyalet merkezidir. Sultan İkinci Murad “Şeyh Bedreddin İsyanı”nın Anadolu’da meydana getirdiği sosyal yarayı bildiği için, her türlü hareketi yakından izlemeye alır. Ankara’da Hacı Bayram-ı Velî’nin yaktığı aşk ocağına, Anadolu’nun her tarafından dervişler ve alimler gelmeye başlar.
Halvetiye ve Nakşibendiyye tasavvuf ekolleri usüllerinin kaynaşmasından meydana gelen “Bayramiyye” tasavvuf ekolünü kuran Hacı Bayram-ı Velî dergâhını, Ankara’da bulunan Oğüst Mabedi’nin yanına inşâ eder. Dergâhında gönül dertlilerine şifa sunmaya devam eder. Roma dönemine ait Augustus Tapınağı’nın yanına, Hacı Bayram-ı Velî tarafından ilk şekliyle yapılan cami, farklı tarihlerde yapılan onarımlarla orjinalliğini kaybetmiştir. Konunun uzmanları caminin yapımını, 1425 veya 1427 yıllarına tarihlendirirler. İlk yapıdan zemin altında bulunan dört adet “çilehane” veya “halvethane”ler kalmıştır.
Şeyh Hamidüddin hazretlerinin büyük oğlu İzzeddin Yusuf Hakiki ve dergâh arkadaşı İnce Bedreddin de Hacı Bayram-ı Velî ile birlikte Ankara’ya gelmişlerdir.
Anadolu’dan akın akın gelen Hacı Bayram-ı Velî muhibleri, Sultan’ın dikkatini çeker. Sultan İkinci Murad Ankara’ya bir elçi göndererek, Hacı Bayram-ı Velî’yi Edirne’ye davet eder. Davete icabet ederek, öğrencisi Ak Şemseddin ile birlikte, Bursa, Balıkesir ve Gelibolu üzerinden Edirne’ye gider. Bu yolculuk esnasında Balıkesirli Şeyh Lütfullah Efendi, Yazıcıoğlu Mehmed Efendi ve kardeşi Ahmed Bîcan Efendi, Hacı Bayram-ı Velî’ye intisab eder.
Hacı Bayram-ı Veli, Sultan İkinci Murad Han tarafından özel bir merasimle karşılanır. Sultan ile özel sohbetler yapar, Edirne Eski Cami’de vaaz ve nasihatlerde bulunur. Hazretin vaaz verdiği kürsü halen camide bulunmaktadır. Tarihini bilmediğimiz bir tarihde Hacı Bayram-ı Velî tekrar Edirne’ye gelir.
Ankara’da irşâd faaliyetlerine devam eden Hacı Bayram-ı Velî’ye; Ak Şemseddin, Yazıcıoğlu Muhammed Efendi, Yazıcıoğlu Ahmed Bîcan Efendi, Şeyh Selahaddin, Mevlanâ Sinan, Molla Zeyrek ve damadı Eşrefoğlu Rumî gibi devrin alimleri ve edipleri, bakırcı ustası Baba Nahhasi Ankaravî, tüccar Akbıyık Meczub Sultan, Bıçakcı ustası Ömer Dede gibi meslek erbabı, Şeyhi Hamidüddin Aksarayi’nin oğlu Yusuf Hakikî, Balıkesirli Lütfullah Efendi, dergâh arkadaşı İnce Bedreddin, Kızılca Bedreddin, şair Şirazlı Elvan Çelebi, dergâh arkadaşı Kemal Ümmî, Ankara eşrafından Abdülkadir İsfahanî, Karamanlı Muslihiddin Halife ve Hacı Bayram-ı Velî’nin oğlu Ahmed Baba onun irşadı ile birer maneviyat eri olurlar.
İstanbul fethinin manevî mimarı olacak olan Ak Şemseddin, Hacı Bayram-ı Velî’nin velayet kanadı altında yetişir. Sultan İkinci Murad Han ile Hacı Bayram-ı Velî arasındaki gönül bağı devlet yönetimini de iyi yönde etkiler. 1429 da Emir Sultan hazretleri vefat eder. Hacı Bayram-ı Velî, Emir Sultan’ın vasiyeti üzerine Bursa’ya gider ve cenaze namazını kıldırır. Buradan Edirne’ye geçer. Sultan Murad Han, İstanbul fethi ile ilgili görüşünü sorar hazrete. Hacı Bayram-ı Velî’de fethin oğlu Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yapılacağı işaretini verir. “Şeyhü’r Rum”, “Ahî Sultan”, “Hacı Paşa” gibi ünvanlarla da anılan Hacı Bayram-ı Velî 1430 yılında Ankara’da vefat etmiştir.
Osmanlı Devleti’nin Ankara Savaşı ile kaybettiği hakimiyetin yeniden sağlanması için manevi bir mimar olmuş, savaşlar dolayısıyla işlenmeyen verimli toprakları çiftçilik yaparak tarıma açmış, Türklere has bir gelenek olan ve unutulmaya yüz tutan “imece” usulünü yeniden ihya etmiştir.
“Manevi eğitim alanların ve gönül ehlinin önde gideni, evliyâ ve âriflerin reisi, hak ve yakîn yollarına delâlet eden, Allah’a vâsıl olanların sırlarına vâkıf (bilen), âlemlerin beğendiği, bütün halkın mürşidi (manevi tebiyecisi) Mahmud oğlu Ahmed’in oğlu Şeyh Hacı Bayram (Allah onlara afv ile muamele buyursun)”. Bu cümleler Seyyid Abdülkadir İsfahani b. Seyyid Yusuf İsfahani (k.s.)’nin 1428 tarihli vakfiye suretinden alınmıştır.
Özellikle şii ve harici dini akımların Anadolu Türkmen aşiretleri üzerinde nüfuz sağlamak için kullandıkları “ehl-i beyt” sevgisini, “evliya” muhabbetini dünyevi çıkarlar için kullanmamış, bu iki manevi hasleti “sunni” akideye uygun olarak devletin bekası ve halkın huzuru için esas kabul etmiştir.
Hacı Bayram-ı Veli, cehalet ve hurafe ile mücadele etmiş, yaptığı sohbetlerle gönülleri yıkıcı fikri düşünce ve akımlara karşı korumuş, açtığı zaviye ile de fakirleri doyurmuştur. Türkçe söylediği şiirlerle insanlara mistik çoşkuyu aşılamıştır.
Muhabbet ve cezbe yolu olan Bayramilik, Nakşibendiyye ve Halvetiyye esasları üzerine kurulmuş, Kur’ân ve sünnete kavî şekilde bağlı bir tasavvuf ekolüdür. Gizli zikri benimsemiş, Hz. Ebu Bekir (r.a) ve Hz. Ali (r.a.)’ye ulaşan iki ayrı silsilesi vardır. Hacı Bayram-ı Velî sağlığında hilafeti Hz. Ebu Bekir (r.a.) soyundan gelen halifesi Ak Şemseddin’e bırakmıştır. “Bilmek”, “bulmak”, “olmak” esasına dayalı “tevhid” akidesiyle tefekkürü esas almıştır. Bayramiyye daha sonra üç ana kola ayrılarak devam etmiştir.
Bunlar:
Şemsiyye-i Bayramiyye’nin kol başı Ak Şemseddin’dir. Şubeleri ise Tennuriye, Himmetiyye ve İseviyye’dir.
Melamiyye-i Bayramiyye, kol başı Bıçakçı Ömer Sikkinî Efendi’dir.
Celvetiyye, kol başı Aziz Mahmud Hüdaî hazretleridir.[10]
Hacı Bayram-ı Veli’nin müstakil yazılı bir eseri yoktur. Onun eserleri irşad yoluyla yetiştirdiği manevi gönül fatihleridir. Asırlardır dillerde söylenen ve gönülleri fetheden bize intikal etmiş şiirlerini hece ve aruz vezni ile yazmıştır.
Bilinen şiirlerinden bazı örnekler:
İLAHİ ZİKİR
Noldu bu gönlüm noldu bu gönlüm
Derd ü gam ile doldu bu gönlüm
Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm
Yan ey gönül yan yan ey gönül yan
Yanmadan oldu derdüne derman
Pervâne gibi pervâne gibi
Şem’ine aşkun yandı bu gönlüm
Gerçi ki yandı gerçeğe yandı
Rengine aşkun cümle boyandı
Kendüde buldu kendüde buldı
Matlabını hoş buldu bu gönlüm
Sevâd-ı azam sevâd-ı azam
Belki olupdur arş-ı muazzam
Mesken-i cânân mesken-i cânân
Olsa aceb mi şimdi bu gönlüm
Seyr billahdur seyr billahdur
Lî ma’allahdur lî ma’allahdur
Ayinesinde ayinesinde
Gerd-i sivâyi buldu bu gönlüm
BİLMEK İSTERSEN SENİ
Bilmek istersen sen seni
Can içre ara canı
Geç canından bul anı
Sen seni bil sen seni
Kim bildi efâlini
Ol bildi sıfatım
Anda gördü zâtını
Sen seni bil sen seni
Görünen sıfâtındur
Anı gören zâtındur
Gayrı ne hâcetindür
Sen seni bil sen seni
Kim ki hayrete vardı
Nura müstağrak oldı
Tevhîd-i zâtı buldı
Sen seni bil sen seni
Bayram özini bildi
Bileni anda buldı
Bulan ol kendü oldı
Sen seni bil sen seni
İLAHİ SAVT
Hiç kimse çekebilmem pekdür felegün yayı
Derdine gönül virme bir gün götürür vayı
Oynayu gelür aldar çünki eli çâbükdür
Bir buncılayın fitne kande bulur arayı
Bir fâni vefâsuzdur kavline inanma hiç
Gah bayı ider yohsul gah yohsul ider bayı
Çün yüzini döndürdi bir lahza karâr itmez
Nice seri pay ider döner ser ider payı
Vâhiddür o vahdetde kesretde kanı tefrik
Hızr irmedi bu sırra bildürmedi Müsâyı
Hayran kamu âlimler bu ma'ninün altında
Kaf'dan Kaf’a hükm ider bilmez bu muammayı
Miskin Hacı Bayram sen dünyâya gönül virme
Bir ulu imâretdür alma başa sevdayı
GAZEL
Benüm maksûdum âlemde degüldür lâkin illâ Hû
Bu benüm derdüme derman degüldür lâkin illâ Hû
Degüldür huri vü gılman ne Cennet köşki ne Rıdvân
Bu benüm gönlüme sultan degüldür lâkin illâ Hû
Anun nakşı hayâlinden cihan bir zerre olmışdur
Nazar itsen o zerreden görinmez lâkin illâ Hû
A Bayrami eğer idrâk idersen sen bu âlemde
Bu sırrun sırrına kimse irişmez lâkin illâ Hû
İLAHİ TAKSİM
Çalabum bir şar yaratmış iki cihan arasında
Bakıcak dîdar görinür ol şarun kenaresinde
Nâgehân ol şara vardum ol şarı yapılur gördüm
Ben dahi bile yapıldum taş u toprak arasında
Şâgirdleri taş yonarlar yonup üstâda sunarlar
Çalabun ismin anarlar ol taşun her pâresinde
Ol şardan oklar atılur gelir cigere batılur
Arifler sözi satılur ol şarun bâzâresinde
Ol şar didügüm gönüldür ne âlimdür ne câhildür
Aşıklar kanı sebildür ol şarun kanaresinde
Bu sözi ârifler anlar câhiller bilmeyüp tanlar
Hacı Bayram kendü banlar ol şarun Menâresinde
Devrinin alimlerinden olan Ak Şemseddin hazretleri Hacı Bayram-ı Velî hazretlerine intisap (manen bağlanma) edince aldığı manevi lezzeti ve ilahi aşkın tarifini şu dizelerle dile getirir:
Bu aşkı ben bilmez idim
Bu bir aceb sevda imiş
Bir zerresi ay ve güneş
Bir katresi derya imiş
Vakanüvis Ahmed Efendi de Hacı Bayram-ı Veli’nin ruhaniyetinin Anadolu üzerinde olduğunu:
Şark u garbe nuru olmuş münceli
Hissemend-i feyzidir Anadolu
dizeleriyle anlatır. Aşıklarının, muhiblerinin Hacı Bayram-ı Veli hazretleri ile ilgili söylediği sözler ayrı bir eser olacak kadar çoktur.[11]
Mürşid-i kamillerin en büyük eseri yetiştirdiği kemalat sahibi kamil insanlardır. Ankara için, Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin manevi şemsiyesi tartışılmaz bir nimettir.
1919’da Anadolu’da başlayan Milli Mücadele hareketi ve hareketin lider kadrosu Ankara’yı kendilerine karargah seçmiş ve Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin ruhâniyetinden yardım talep etmişlerdir.
Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık 1919 Cumartesi günü Ankara'ya ilk gelişinde direk Hacı Bayram-ı Veli Türbesine gider ve ziyaret ederek, bir Fatiha okuyup, onun manevî ruhundan yardım diler. Daha sonra topluca dua yapılır.
Millî Mücadele yıllarında da her Bayram namazını Hacı Bayram Camii’nde kılar, hatta bir bayram namazını da bir askerin kaputu üzerinde kılar.
Eski Milli Eğitim Bakanlarından Atıf Benderlioğlu “Mustafa Kemal Paşa daha Ankara'ya ayak bastığı gün, ilk ziyaretgâhı Ankara'nın manevî lideri Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri olmuş ve alnını secdeye koymuştur” der.
R. Cevat Ulunay ise bir makalesinde şu ifadeleri kullanır: “Anadolu'nun, İslâm âleminin dört etrafından, ziyaretçiler, bu kutuplar kutbu Zat-ı Şerifi ziyaret için, fevç fevç gelirler, onun ruhaniyetinden istimdad ederler...
Hatta Büyük Halâskâr Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın büyük taarruzun gecesi Hacı Bayram-ı Veli’nin, parmaklıklarına sarılarak, sabaha kadar tazarrû ve niyaz eylediğini, sözüne itimad edilir bir zattan dinlemiştim.”
23 Nisan 1920 Cuma günü öğleye doğru Mustafa Kemal Paşa, milletvekilleri, subaylar, memurlar ve Ankaralılar Hacı Bayram Camii önünde toplanırlar. Cuma namazını kıldıktan sonra, Sancağı Şerif önde onun arkasında Kur’ân-ı Kerim ve Sakalı Şerif’in bulunduğu rahleyi taşıyan Sinop Milletvekili Hoca Abdullah Efendi’nin iki yanında da bir manga asker, cemaatte topluca tekbir getirerek Büyük Millet Meclisi binasına kadar gelirler.[12]
1831 yılında vefat eden Kadiri şeyhi Müştak Baba Ankara’ya gelir ve Hacı Bayram-ı Veli Türbesini ziyaret eder ve Ankara’nın başkent olacağını yüzyıl öncesinden yazdığı şiirle bildirir.[13]
Kaynak: Abdülkerim Erdoğan, Manevi Mimarlarıyla Ankara, Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Ankara, 2008.
[1] Fuat Bayramoğlu, Hacı Bayram-ı Veli Yaşamı-Soyu-Vakfı, c.I, TTK Yay., Ankara, 1989, s. 12-13; Vakıflar Genel Müdürlüğü, Vakıf Kayıtlar Arşivi, Defter no: 531, s. 200; Defter no: 588, s. 8.
[2] Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitabevi.
[3] Ethem Cebecioğlu, Hacı Bayram-ı Veli, TDV Yay., Ankara, 1998, s. 10; Fuat Bayramoğlu, age, s. 12-13,86; İbrahim Arslanoğlu, “Çubuk Yöresi Alevî Ocakları ve Kurucuları”, …
[4] Fuat Bayramoğlu, age, C.II, S. 164-166; 979 tarihli “Defter-i Evkaf-ı Liva-i Ankara, TKGM Arşivi, Defter No: 558, s. 49; Abdülkerim Erdoğan, Tarih İçinde Gölbaşı, Gölbaşı Belediyesi Yayınları, Ankara, 2008; Abdülkerim Erdoğan, Tarih İçinde Polatlı, Polatlı Belediyesi Yayınları, Ankara, 2008.
[5] Bursalı Mehmet Tahir, Hacı Bayram-ı Veli, Dersaadet, 1925, s. 3; Mehmet Ali Ayni, Hacı Bayram-ı Veli, İstanbul, 1986. s. 50; Fuat Bayramoğlu, Hacı Bayram-ı Veli Yaşamı-Soyu-Vakfı, c.I, TTK Yay., Ankara, 1989, s. 12-13; Abdurrahman Güzel, Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı, Akçağ Yay., Ankara, s. 295; Ethem Cebecioğlu, Hacı Bayram-ı Veli, TDV Yay., Ankara, 1998, s. 7-14; F. Ahsen Turan, Hacı Bayram-ı Veli, Akçağ Yay., Ankara, 2004, s. 15-23; Abdülkerim Erdoğan, Hacı Bayram-ı Veli, Altındağ Belediyesi Yay., Ankara, 2005, s. 2-15.
[6] Fuat Bayramoğlu, Hacı Bayram-ı Veli Yaşamı-Soyu-Vakfı, c.I, TTK Yay., Ankara, 1989, s. 12-13; Abdurrahman Güzel, Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı, Akçağ Yay., Ankara, s. 296; Ethem Cebecioğlu, age, s. 7-14; F. Ahsen Turan, Hacı Bayram-ı Veli, Akçağ Yay., Ankara, 2004, s. 19-22; Abdülkerim Erdoğan, Unutulan Şehir Ankara, Akçağ Yay., Ankara, 2004, s. 247-252.
[7] Fuat Bayramoğlu, Hacı Bayram-ı Veli Yaşamı-Soyu-Vakfı, c.I, TTK Yay., Ankara, 1989, s. 18-20; İsmail E. Erünsal, XV-XVI. Asır Bayrami-Melamiliğinin Kaynaklarından Abdurrahman El-Askari’nin Mir’atü’l-ışkı, TTK Yay., Ankara, 2003, s. 201-202.
[8] Fuat Bayramoğlu, Hacı Bayram-ı Veli Yaşamı-Soyu-Vakfı, c.I, TTK Yay., Ankara, 1989, s. 19-20; Mustafa Tatcı, “Hacı Bayram-ı Veli ile İlgili Yeni Bir Kaynak: İbrahim Has’ın Tezkiresi”, Cumhuriyetin 80. Yılında Her Yönüyle Ankara, Ankara Büyükşehir Belediyesi Yay., Ankara, 2004, s. 176-182.
[9] İsmail E. Erünsal, XV-XVI. Asır Bayrami-Melamiliğinin Kaynaklarından Abdurrahman El-Askari’nin Mir’atü’l-ışkı, TTK Yay., Ankara, 2003, s. 201-204.
[10] Fuat Bayramoğlu, Hacı Bayram-ı Veli Yaşamı-Soyu-Vakfı, c.I, TTK Yay., Ankara, 1989, s. 21-57; Abdurrahman Güzel, Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı, Akçağ Yay., Ankara, s. 295-302; Ethem Cebecioğlu, Hacı Bayram-ı Veli, TDV Yay., Ankara, 1998, s. 23-83; F. Ahsen Turan, Hacı Bayram-ı Veli, Akçağ Yay., Ankara, 2004, s. 23-50.
[11] Fuat Bayramoğlu, Hacı Bayram-ı Veli Yaşamı-Soyu-Vakfı, c.I, TTK Yay., Ankara, 1989, s. 21-57; Abdurrahman Güzel, Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı, Akçağ Yay., Ankara, s. 296-302; Ethem Cebecioğlu, Hacı Bayram-ı Veli, TDV Yay., Ankara, 1998, s. 38-58; F. Ahsen Turan, Hacı Bayram-ı Veli, Akçağ Yay., Ankara, 2004, s. 77-102; Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir, Dergah Yay., İstanbul, 1998, s. 194-207; Bayram Sezgit, Hacı Bayram-ı Veli, Nur Yay., Ankara, s. 51-57.
[12] Fuat Bayramoğlu, Hacı Bayram-ı Veli Yaşamı-Soyu-Vakfı, c.I, TTK Yay., Ankara, 1989, s. 39-43.
[13] Ahmet Doğan, Müştak Baba, Akçağ Yay., Ankara, 1995, s.37-38.
|









![]() | Bugün | 315 |
![]() | Dün | 380 |
![]() | Bu Hafta | 2868 |
![]() | Bu Ay | 8160 |
![]() | Toplam | 200165 |
| HakkımızdaHizmetlerimizReferanslarReyhan Yayınları |
Copyright © 2005 - 2012 Ankarasevdam // Ankara Tarihi ve Kültürü Portalı.
Designed by JoomlArt.com
Joomla! is Free Software released under the GNU General Public License.
Yorumlar
teşekkürlerimi sunarken Ankaramın manevi mimarı Hacı Bayram Veli hazretlerini anmak ve onun yıllarca yaşattığı Hasat Bayramını tekrar yaşatmak, başta Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Gökçek'e diğer merkez Belediye Başkanlarına düşen önemli bir görevdir.
Bu göreve Ankaranın tüm sivil toplum kuruluşları başta ATO olmak üzere tüm esnaf teşkilatları destek olmalıdır.
Ankaralıyım diyenler ve bu kentten nemalananlar ve bu kentte doymaya gelenlerde destek vermelidir ve bu kutlama tüm yurdumada örnek olmalıdır. Sayın Erdoğan'ı bu veciz girişimi ve önerisi için de tekrar kutluyorum. Yıllardır içimde uhde olan bir etkinliğin yaşatılması için bende varım ve Ankarqalılar lütfen bu sesi duyun… Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.