Skip to content
AnkaraSevdam // Ankara Tarihi ve Kültürü Araştırma Portalına Hoşgeldiniz:
Makaleler
ANKARA VE İLÇELERİ ŞEHİR TARİHİ ÇALIŞMALARI

sehirkapakANKARA VE İLÇELERİ ŞEHİR TARİHİ ÇALIŞMALARI

Abdülkerim Erdoğan

1.Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi bildiri metni

Ankara tarihi ve kültürü üzerine ilk çalışmamız 1998 yılında “Altındağ’ın Manevi Coğrafyası” isimli eserin Genel Yayın Yönetmenliği ile başladı. Prof. Dr. Refik Turan, Doç. Dr. Ahsen Turan, Dr. Müjgan Cunbur, Dr. Nazif Öztürk ve Ali Kılcı ile birlikte yayına hazırladığımız bu çalışmamızda, Selçuklu ve Osmanlı Anakara’sının tarihi, günümüze intikal eden dini ve sosyal yapıları, vakıfları ile Ankara’da yetişen edebi ve tarihi şahsiyetlerin kısa biyografileri sunulmuş, eser Altındağ Belediye Başkanlığı’nca yayınlanmıştır.
Bu eserin fotoğraf çekimlerini yaparken “Tarihi Ankara” şehir yerleşmesinin unutulmuşluğunu, ecdâd yadigârı eserlerin bakımsızlığını, manevi mimarlarımızın kutlu mezar ve türbelerinin haraplığını, Kurtuluşa tanıklık eden mekanların horluğunu görünce üzüldüm ve üzüntümü Ankara’da yaşayanlarla paylaşmak istedim. Başkent Ankara’da bulunan tarihi eserlerin ve mekanların mevcut durumlarını kamuoyuna duyurmak ve yönetimlerin ilgisini çekmek için de ilk olarak KanalA televizyonu haber merkezi ile birlikte yerinde çekim yaparak haber bültenlerinde duyurmaya çalıştık. Daha sonra yerel bir radyoda (Radyo Birlik) “Ankara sevdası” isimli radyo programını hazırlayarak sunmaya başladım. Dinleyicilerden büyük ilgi ve destek gören program kısa sürede meyvelerini vermeye başladı. Ankaralıların bilmediği unutulmuş tarihi mekanlara yoğun istek üzerine şehir gezileri düzenlemeye başladım. Ankara’da oturanlara tarihi Ankara şehrini gezdirerek, onlarla derdimi paylaştım. Bu geziler daha sonra “Anadolu tarih ve kültür gezileri” adıyla diğer vilayetleri de içine alarak genişledi.
Ankara şehir merkezinde bulunan tarihi eserleri ve mekanları “Ankara’da Selçuklu ve Osmanlı Eserleri” isimli bir belgeselle tanıttık.
 
KİM BUNLAR?

876-1

KİM BUNLAR?

BİRİNCİ BÖLÜM

Ankara tarihi ve kültürü üzerine çok yazılıyor ve söyleniyor. Merak ettim de birazcık olsun araştırayım diye. Fazla merak iyi değildir ama… Kişinin başına işler açar, durduk yerde. Ama biz “duracağımız yeri” tespit etmeye çalışırken, önümüze bir çok şahsiyet çıktı. Bunlar da kim mişşş dedim ve bazı bilgiler öğrendim. Bu bilgileri bölümler halinde sizlerle paylaşmak istedim.

Kızıl Bey, Ankara’da bir vergi dairesinin adı. Kızıl Bey kimdir ki vergi dairesine adı verilmiş? Köşe yazarlarımızdan Orhan Selen, “Unutulan Şehir Ankara” kitabını esas alarak, Ankara’da 700 kişiye sormuş bizim bu Kızıl Beyi. 699 kişi bilmediğini söylemiş… 700 cü kişi de “Atacaksın böyle koministleri içeri (!)” demiş. Adamcağız haklı adı niye “Kızıl” ki yani. Hem de Ankara’da… Halbuki biz Kızıl Beyi mezarından atmışız da, adamcağızın haberi yok. Nasıl mı. Biz söylemeyelim, ne de olsa resmi itibar görmüyoruz ve “akiller” den değiliz. Bunu size rahmetli Şeref Erdoğdu söylesin: “Kızıl Bey, Medresesi’nin yanına kendine yakışır bir türbe yaptırmış, türbesinde huzur içinde yatarken bir gün türbesine vurulan bir kazma sesiyle uyanır. Bakar ki camisi, türbesi ve medresesi yıkılıyor. Evet karar verilmiş buraya Ziraat Bankası yapılacak... Rivayet ola ki bankanın inşaatının yapılması için emir veren yetkililer kim ise bu zatın çıldırarak öldüğünü ve inşaatın müteahhidinin geceleri Kızıl Bey’in rüyasına girdiği ve bu rüyanın etkisinde kalan müteahhidin işi bıraktığı, hadiseyi duyan işçilerin işi bırakıp kaçtıkları görülmüş, bundan böyle inşaatın yerinin yukarıya kaydırıldığı tevatür olarak anlatılmaktadır.” Prof. Dr. Hikmet Tanyu’da benzer bir rivayeti anlatır: “Ziraat Bankası çevresinde bulunan türbenin (Kızılbey) yıkılmasına emir veren ilgili zatın çıldırdığı, öldüğü ve türbeyi yıkma esnasında amelelerin “burası tekin değildir.” diye itiraz ettikleri, nihayet tuhaf bir şaşkınlık ve bağırışla işi bırakıp kaçtıkları o yıllarda Ankara’ya yayılmıştı.”

Öksüzce Baba, Hamamönü semtinde suyu akmayan tarihi bir çeşme. Şimdi öksüz…Niye ki, adı üstünde “öksüz”…

Gazi Gündüz Alp, Beypazarı Hırkatepe köyünde bir türbesi var. Tarihi kaynaklarda Ertuğrul Gazi’nin babası diye yazılı. Kültür Bakanlığı niye tanıtmaz bu tarihi şahsiyeti, anma günü düzenlemez. Duyan var mı?…

Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa, Osmanlı vezirlerinden ve Ankaralı bir ahi reisi… Osman Gazi’ye yardım etmiş. Ahi dernekleri niye Nallıhan’da anma günü düzenlemez… Çandarlı Paşası “misket” ve “hüday”da bilmediği için mi acaba?… Doğru ya o devirde yoktu bu oyun havaları…

Seccade Sultan, Ankara’da Selçuklu beylerinin aile mezarlığı… Merak etmeyin bu mezarlığı yok ettik, rahat olun… Zaten kimse de bilmiyordu. Arada kaynadı gitti.

Ahi Tura, Ankara ahi reislerinden… Çok şükür yaptırdığı mescid halen ibadete açık.

Ahi Hacı Murad, Ankara ahi reislerinden… Yeşil Ahi Medresesini yaptıran Ahi Ahmed’in babası. Yüzyıllardır Ahi Hacı Murad olan mahallenin adını “Ahiler” yapmışız…

Ahi Mamak, Ankaralı ahi bilginlerinden… Hacı Bayram Velî hazretleri ile çağdaş. Adını taşıyan ilçenin resmi veb sitelerinde Selçuklular dönemi yazar. Buna da şükür, hiç olmazsa “ahi” olduğunu kabul ediyorlar. Resmi itibar gören(!) yazarlarımızın bir kısmı “ermeni” olduğu hususunda fikir birliği yaparlar. Adı “Mamak” ya… Hemi de bu yazarlar hatırı sayılır kişiler olup, bazı Ankara derneklerinin baş tacıdır da…

Turasan Bey, Ankara Türkmen beylerinden ve “Turasan Bey Memleketi” ile anılan vakıf köylerin sahibi… Kazan Tekke köyünde türbesi ve camii var. Zaviyesi ise yıkılmış. Yeğen Beyimizin dayısı. Vakıflar Genel Müdürlüğü türbesine ve camiine sahip çıkıyor. Kültür Bakanlığı anma günü düzenlerse ne olur. Yetişen nesil ecdadını tanır. Uygun olur mu acaba sizce de… Düşünüyorum da olmaz… Çünkü gençlik vakfetmeyi öğrenir… Yardımlaşmayı öğrenir. Bunların kültürle ne alakası var…

Yeğen Bey, Ankara’da bir vergi dairesinin adı. Bu da kim?... Asıl adı Hacı Ahmed b. Hızır, Turasan Beyimizin yeğeni. Ak Medreseyi yaptırmış. Camisi 1917 yılı Ankara yangınında yanmış. Caminin yerine eski adliye binası yapılmış. Şimdi Kültür ve Turizm Bakanlığı kullanıyor. Hayırlı olsun, ne de olsa kültüre hizmet ediyorlar… Aklıma hep takılır da, “kültür”.  Türk kültürü mü, yoksa diğer kültürler mi… Şimdi anladım “Anadolu kültürleri”. Bizim kültür ne de olsa daha yeni. Sıra gelmemiştir.

Melike Hatun, Ankaralı hayırsever bir hatun kişi. Günümüzde kullanılan tarihi Eynebey Hamamı’nın yarı ortağı, Kara Medrese yani Melike Hatun Medresesi’ni yaptıran, Hatuniye Camii’ni yaptıran… Kara Medresesi de neyin nesi demeyin… Sıkışınca türbesine gittiğimiz Hacı Bayram Veli’nin müderrislik yaptığı medrese. Camisi yok, medresesi yok… Mezarı ise bir ağacın altında… Kadın dernekleri Ankara’da olmadığı için, bu ulu şahsiyeti bilmiyorlar… Bir bilseler, hemen “büyük bir mitinğ” yaparlar ve yer yerinden oynar… Sahi aklıma geldi de… Ankara’da Hacı Bayram Veli, resmi olarak niye anılmaz ki? Solfasol köylüleri de olmasa hiç anan olmayacak. Halbu ki Ankara “festivaller”, “şenlikler” ve “bayramlar” şehridir. Ve aynı zamanda “başkent”.

Neyse şimdilik bu kadar… “Kim bunlar” serisine devam edeceğiz… Ayrıca kusura bakmayın Türkçe yazı dilim için.

 
ANKARALI BİR MEVLEVİ ŞEYHİ
İsmail Rusuhi Dede (İsmâîl-i Ankaravî)

Alim, mutasavvıf, şair ve Mevlevi şeyhi olan İsmâil-i Ankaravî (k.s.) Ankaralıdır. İsmail b. Ahmed el-Ankaravî el-Mevlevî ismiyle bilinen İsmâil-i Ankaravî, Ankara'da doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Babasının adı Ahmed'dir. Kaynaklarda ailesi hakkında fazla bilgi yoktur. Ailesinin Ankara'lı olduğu ise kesindir.
İlk tahsilini ve medrese eğitimini Ankara'da tamamlamıştır. İsmail-i Ankaravî, Arapça ve Farsça'yı da şiir yazabilecek ileri bir seviyede öğrenmiştir. Onun bu seviyedeki tahsilini kimlerden okuyarak elde ettiği konusunda bir bilgiye kaynaklarda rastlanmamıştır.
Bilinen şu ki, bu dönemde Ankara bir ilim merkezi olmuş ve diğer illerden ilim tahsil etmek için öğrenciler Ankara'ya gelmişlerdir. Ak, Melike Hatun (Kara), Kızıl Bey, Sarı Hatib, Ahî Yakub, Mah-ı Bülendi ve Saraç Sinan Medreseleri bunlardan bazılarıdır. Özellikle Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin kurucusu olduğu "Bayramiyye", tasavvuf ekolüde Ankara ve Anadolu'da büyük taraftar bulmuştur. Şeyhülislâm Bayramzade Zekeriyya Efendi bu dönemde, Ankara’da yetişen alim ve şairlerdendir. Zamanın medrese ilimlerini öğrenen İsmail-i  Ankaravî de gönlündeki arayışa cevap bulmak için Bayramiyye tarikatine girmiş, şeyhlik makamına kadar yükselmiştir.
İsmail-i Ankaravî, Bayramî şeyhi olarak Ankara'da irşad görevini sürdürürken gözlerine perde iner ve görmez olur. Zamanın hekimleri tarafından uygulanan tedavi sonuç vermez. Gözlerinin rahatsızlığı dolayısıyla ilim çalışmalarını sürdüremeyen İsmail-i Ankaravî, üzüntüsünü şu beyitlerle ifade eder ve Yaradan'a niyazda bulunur:
Ya Rab! Kereminden gözüme nur ver,
Yakînden de gönlüme sürür ver.
Manevî bir işaretle Ankaravî Konya'ya gider. Konya'da Hz. Mevlânâ'nın kabrini ziyaret eder ve ziyaret esnasında şu beyti okur:
Onlar ki, nazarları ile toprağı kimya ederler
Umulur ki bir gözün kenarını olsun görür hale getirirler
Rivayete göre dergâhta postnişîn olan Hz. Bostan Çelebi'nin dua ve himmetleri ile İsmail-i Ankaravî'nin gözleri sıhhate kavuşur. Sıhhate kavuşan ve yeniden görmeye başlayan Ankaravî, bu sevincini ve şükrünü Farsça yazdığı şu şiiri ile terennüm eder:
Görmeyen bir kişi iken görür oldum.
Öyleki Allah'ın tecellîsine Sîna oldum.
Uzun zaman kederden susmuş iken,
Allah'a şükür ki şu anda söyler oldum.
Gamda kalmış, inlemiş ve ağlamıştım.
Şimdi neş'elilik yolunda koşan oldum.
Allah'a hamdolsun ki bu maksûd gülüne,
Bu cihanın bahçesinde koşan oldum.
Ey Rusûhî artık murad hasıl oldu,
Gam eserini gönül levhasından yıkadım.
 
GÖLBAŞI'NDA BİR "ALP-EREN"...

baii-1SEYDİ YUSUF HAZRETLERİ…

Gölbaşı ve çevresinde Müslüman Oğuz Türkmen boylarının iskanını sağlayan, "Horasan meşrepli" “derviş-gazi”lerden, “ALP-EREN”lerden Seyyid (Seydi) Yusuf hazretlerinin Gölbaşı Bağiçi Köyü’nde bulunan mezarı defineciler tarafından tamamen harap edilmiştir. 2007 yılında “Tarih İçinde Gölbaşı” kitabını yayına hazırlarken ziyaret ettiğimiz de türbenin içi kazılarak define aranmış…
Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde “Seydi Yusuf Zaviyesi Vakfı” kaydı bulunmaktadır. Zaviye (tekke/dergah) ise  zengin ve fakir demeden herkese ücretsiz yemek ikram edilen bir aşevi. Aynı zamanda tasavvufî eğitimin verildiği, gerektiğinde savaşa hazır dervişlerin oturduğu, askeri bir bölge karakol durumundadır. Osmanlı’nın ilk yıllarında “Karacadağ” bölgesinin büyüklerinden olan Seydi Yusuf hazretleri zaviyesine, padişahlar tarafından “vakıf araziler” bağışlanmıştır. Günümüzde ki Bağiçi Köyü’nün de eski isimlerinden biride “Zive”dir.
Dileğimiz ve temennimiz Gölbaşı Belediye Başkanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Seydi Yusuf hazretlerinin türbesinin yapılarak ziyarete en kısa sürede açılmasıdır. Geçmişe vefa ve saygı gereği…
Bu görev aynı zamanda bu zaviyenin vakıf arazilerini kullanan komşu köylere de düşer. Çünkü bu araziler daha sonra bölge köylerine dağıtılmıştır.
"Gölbaşı tarihini ve her şeyi iyi bilen" sözde Gölbaşı sevdalıları bu konulardan haberdardır herhalde... (!)
 
MÜŞTAK BABA'NIN KERAMETİ...

ANKARA'NIN BAŞKENT OLACAĞI YÜZYIL ÖNCESİNDEN BİLİNİYORDU...

18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başlarında yaşamış ve 1831 yılında Van'da şehit edilen, Gavs-ı Azam Seyyid Abdülkadir Geylânî hazretlerinin soyundan ve Kadirî meşâyihinden Bitlisli Müştak Baba (Müştak-i Bitlisi) hazretleri Ankara’ya gelir. Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin türbesini ziyaret eder ve ziyaretin sonunda şu şiiri yazar:
Me'vâ-yı nâzenîne kim elf olursa efser
Lâ-büdd olur o me'vâ İslâmbol ile hemser
Nun ve'l-Kalem başından alınsa nûn-ı Yûnus
Oldukda harf-i dîğer olur bu rumz izhâr
Miftâh-ı sûre-i Kaf ser-hadd-i Kaf-ı tâ kaf
Manzam olunmak ister râ-yı resûl-ı peyâmber
Hâ-yı hevâyla âhir maksûd oldu zâhir
Beyt-i veliyyü'l-ekremü'l-hâc îyd-i ekber
Ey pâdişâh-ı fihâm Sultan Hâcî Bayrâm
Rûhânî ister ikrâm Müştâk-ı abd-i çâker
Şiirin ilk beytinde Ankara'nın “başşehir” olma senesi verilmektedir. “Elif” harfinin ebced hesabıyla karşılığı olan “1” rakamının, “efser” kelimesinin ebced karşılığı “341” rakamının başına getirilmesi işaret ediliyor ki, “1341” rakamı meydana gelmektedir. Hicri 1341 yılının miladi karşılığı ise 1922 yılının son dört ayı ile 1923 yılının ilk sekiz ayına tekabül eder.
Müştak Baba, başşehir olacak beldenin Ankara olacağına ise şu şekilde işaret etmektedir:
Birinci mısrada bulunan “elif” yani “A” harfi anahtar kelimenin başına getirilecektir.
İkinci beyitte “Nun vel-Kalem” ifadesinin başındaki “nun” yani “N” harfi; bir başka deyişle “Yunus” kelimesindeki “N” harfi alınacaktır.
Üçüncü beytin ilk mısrasında “kaf” kelimesinin ilk harfinin, yani “K” harfinin alınması söyleniyor. Aynı beytin ikinci mısrasında ise, “Resul” kelimesinin “R” alınması isteniyor.
Dördüncü beyitte “heva” kelimesindeki “H” harfinin alınmasına işaret ediliyor. Böylece ortaya çıkan harflari sıraladığımız takdirde, “a”,”n”,”k”,”r”,”a” harfleri ortaya çıkıyor ki, eski yazıyla ”e”, “nun”, “kaf”, “re”, “he” şeklinde yazılan kelime “ANKARA” şeklinde okunmaktadır.
Yine dördüncü beytindeki bir ifade bu beldenin bayram yeri olduğun işaret ederek, bir başka deyişle bu olayın büyük bir bayram olduğuna işaret ederek Ankara’nın “Cumartesi” günü başşehir olacağını da bildirmektedir. Şöyleki; “îyd-i ekber” arefesi Cumaya rastlayan Kurban Bayramıdır. Ankara’nın başşehir kabul edilmesi günü olan Cumartesi gününün arefesi de Cuma günüdür.
Müştak Baba hazretleri bu kerametiyle yüzyıl önceden Ankara'nın başkent olacağına işaret eder.

Kaynak: Abdülkerim Erdoğan, Manevi Mimarlarıyla Ankara, Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 2008.; Ahmet Doğan, Müştak Baba, Akçağ, Ankara, 1995.; Fuat Bayramoğlu, Hacı Bayram-ı Veli Yaşamı-Soyu-Vakfı, c.I-II, TTK Yay., Ankara, 1989.

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 4

Abdulkerim Erdoğan

a_01
a_picasa
a_fottom
a_tv

Abdülkerim Erdoğan Eserleri

asemerk
180x256-images-stories-Untitled-1

Ziyaretçi Durumu

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün23
mod_vvisit_counterDün332
mod_vvisit_counterBu Hafta23
mod_vvisit_counterBu Ay716
mod_vvisit_counterToplam163178

Son YORUMLAR

  • İvedik
    Köyümüzle ilgili daha detaylı bilgiye hangi kitabı...
  • Yağcıhüseyin
    Öcelikle bir Ankaralı olarak böyle bir web sitesi ...
  • Karailyas
    BEN KARAİLYAS KÖYÜNDENİM BENİM KÖYÜM ANCAK BU KADA...
  • İnceöz
    ÇALIŞMALARNIZDA N DOLAYI ÇOK TEŞEKKURLER ELLERİZE ...
  • CİBİLLİ DEDE
    ELİNİZE SAĞLIK SAĞOLUN. BU GÜZEL VATAN KIYMET BİLE...