Skip to content
AnkaraSevdam // Ankara Tarihi ve Kültürü Araştırma Portalına Hoşgeldiniz:
YUNUS'UN ÜSTADI...
TABDUK_EMRE_TRBES_15
TABDUK EMRE HAZRETLERİ
Anadolu’nun manevi mimarlarından ve Yunus Emre’nin şeyhidir. Türbesi, Nallıhan ilçesine bağlı Ermemsultan Köyündedir. Hayatı ve kimliği hakkında tarihi kaynaklarda bilgi olmayıp, menkıbevi şahsiyeti yazılı ve sözlü kültürümüzde kabül görmüştür.
Tabduk Emre, Cengiz istilası üzerine Buhara tarafından Anadolu’ya gelmiş Sinan Efendi, yahut Sinan Ata adlı Orta Asyalı bir Türk şeyhi tarafından irşad edildiği hakkındaki görüş Anadolu dervişleri arasında kabül görmüştür.[1]
Menkıbevi hayatında ismi Emre’dir. Sakarya Irmağı kenarında bir köye yerleşmiş bir “Anadolu (Rum) eri”, ermişidir. Günümüzde Nallıhan ilçesi Ermemsultan Köyü olarak bilinen köyde kurduğu dergâhta irşad faaliyetlerini sürdürmüştür.
Hacı Bektaş-ı Veli de Horasan bölgesinden Anadolu’ya gelmiş ve irşada başlamıştır. Sakarya boylarında bulunan erenler Hünkar’ın gelişi duymuşlar ve ziyaret etmek için bir araya gelmişler, Emre’nin de kendileriyle gelmesi için davet etmişler. Bunun üzerine Emre gelemiyeceğini söyler. Erenler sebebini sorunca, Emre şu cevabı verir:
“Erenlere Dost divanında nasib verildiğinde, Hacı Bektaş Hünkar adlı bir kimseyi görmedik, işitmedik.”
Erenler topluluğu Hünkar’ı ziyarete varınca, Emre’nin bu sözünü Hacı Bektaş-ı Veli’ye söylerler. Hünkar müridi Sarı İsmail’i, Emre’ye gönderir ve dergâhına davet eder. Davete icabet eden Emre’ye Hünkar şu suali sorar:
“Dost meclisinde erenlere nasib veren erin nişanı nasıldı?” Bu suale Emre şu cevabı verir:
“Yeşil perde ardından biri çıkıp, cümle erenlere nasip dağıttı. Avuç içinde güzel, nurani, yeşil bir ben vardı.” Hacı Bektaş sorar:
“O eli görsen tanırmısın?” Emre:
“Evet” cevabını verir. Bunun üzerine Hünkar elini açıp, avucunu gösterir. Hacı Bektaş’ın avucundaki yeşil beni gören Emre:
“Tapduk. Hünkarım. Tabduk.” diye üç defa tekrar eder. Hemen ayağa kalkar ve kapının eşiğine yüz sürer. Özür diler ve tacını Hünkar’ın önüne koyar. Hacı Bektaş Emre’nin özrünü kabul eder, tacını giydirir, dua eder. Bu olaydan sonra “Tabduk Emre” olarak anılır. Hünkar’la sohbet edip, Sakarya kıyılarında bulunan derğahına geri döner.
Hacı Bektaşi Veli’nin irşad gücü ve kerametleri Anadolu’da duyulur. Her taraftan mürid olmak için dergâhına akınlar başlar ve muhipleri çoğalır.
Halk arasında ve menkıbelerde Yunus Emre’nin, Tabduk Emre ile tanışması şöyle anlatılır:
Yunus isminde, çiftçilikle geçinen, çok fakir bir adam vardır. Bir sene kıtlık olur. Daha da fakirleşen Yunus, bir çok kerametlerini duyduğu Hacı Bektaş-ı Veli’den yardım almak için ziyaretine gider. Hacı Bektaş-ı Veli’ye dağlardan topladığı bir miktar alıçı (yabani elma) hediye götürür. Suluca Karahöyük’te (Hacıbektaş kazası) bulunan dergâha gelir ve Pirin ayağına yüz sürer, hediyesini verir ve müşkilini şöyle anlatır:
“Ben fakir bir kimseyim, bu yıl ekinimden ürün alamadım, sizden bir miktar buğday almaya geldim.” Hacı Bektaş “kabül” der ve birkaç gün misafir kalmasını söyler. Yunus ise köyüne dönmek için acele eder. Dervişler Pir’e Yunus’un acelesini anlatırlar. O da:
“Sorun bakalım ne ister, buğday mı, yoksa erenler himmeti mi?”
Dervişler Yunus’a şeyhin arzusunu ilettiler. Yunus ise düşünmeden “buğday isterim” der. Bu cevabı öğrenen Hünkar:
“Getirdiği her alıç adedince himmet edelim, kendisine söyleyin.” Yunus bu söze şu cevabı verir:
“Nefes (himmet) karın doyurmaz, evladı iyalim var, bana buğday gerek.” Bu sözü Hünkar’a arz ederler. Hünkar’da:
“Her alıçının çekirdeği karşılığında on nefes verelim.” Yunus isteğinde ısrarlı olup, cevabını tekrarlar:
“Nefes (himmet) istemiyorum. Çocuklarım var, evladı iyalim var, bana buğday gerek.” Bu sözü üzerine Hünkar istediği kadar buğday verilmesini emreder. Buğdayı Yunus’un öküzüne yüklerler ve uğurlarlar. Yunus köyün çıkışına varınca ayıkır. Kendi kendine şöyle söyleşir: “Hünkar bana himmet (nefes) vermek istedi. Ben ise buğday istedim. Halbuki buğday yenince biter, nefes ise öyle değil. Hünkar’ın himmetini reddederek ona karşı edep hatası da yaptım” der ve geri dergâha döner. Hünkar’ın dervişlerine yaptığı hatayı anlatır ve:
“Hünkar’a arzedinde buğdayı geri alsın, bana himmet (nefes) versin” der. Durumu Hünkar’a arzederler, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli:
“Biz Yunus’un anahtarını Tabduk Emre’ye verdik. Gitsin nasibini ondan alsın” cevabını verir. Yunus Emre büyük bir nedametle dergâhtan ayrılır. Tabduk Emre’nin dergâhına gelir, başından geçenleri şeyhe anlatır. Tabduk Emre de:
“Safa geldin, halin bizce malumdur. Hizmet et, emek ver, nasibini al” der. Yunus Emre, Tabduk Emre’nin dergâhında kırk yıl hizmet eder.[2]
Yunus şiirlerinde Tabduk Emre’yi onaltı yerde zikreder.
Taptuk'un tapusunda kul olduk kapusuna
Yunus miskin çiğidi bişdi elhamdülillah
Taptug’um aydur Yunus’a bu ışk Hakk’a irse gerek
Kamulardan ol yücedir ben ana niye varayım
Baktuğum yüzde gördüm Taptuk’umun nurunu,
Maksudum bugün bildim niderem ben yarını.
Aşk Sultanı Taptuk dürur Yunus gedadır kapuda,
Gedalar lütfeylemek kande dürur Sultana.
Şeyh ü Danişmend ü Veli cümlesi birdir er yolu,
Yunus dur dervişler kulu Taptuk gibi serveri var.

Sorun Taptuklu Yunus'a,
Bu dünyadan ne anladi.
Bu dünyanin kararı yok
Sen neyimiş, ben neyimiş

Yine esirdi Yunus Taptuk Yunusu gözler.
Meğer anin gönlünden bir cür’a şerbet içti.
Yunus sen Taptukuna kıl dualar,
Dime kim nu kılam bu aşk elinden.

Taptuk diyem cümle dile ananmışam değme kula,
Yunus dahi hod kim ola bu sözleri diyen benem.

Hey Ermem Yunus biçare
Bulunmaz derdine çare
Var imdi gez şardan şara
Şöyle garib bencileyin

Doğum tarihi tam olarak bilinmemekle beraber, kendisinin Selçuklu Devletinin son zamanları ile Ertuğrul ve Osman Gazi dönemlerinde yaşamış olduğu sanılmaktadır.[3]
Yunus Emre ekseri görüşe göre 1320’li yıllarda vefat ettiğine göre, şeyhi Tabduk Emre’nin de 1200 lü yılların ikinci yarısında yaşadığı tahmin edilebilir. Menkıbelerde Tapduk Emre ile Hacı Bektaş-ı Veli aynı tarihlerde yaşadığı gösterilir. Tabduk Emre’nin irşad metodu ile ilgili bilgileri ve tasavvufi terbiye esaslarını en büyük eseri olan Yunus Emre’de görmekteyiz. Hanefi mezhebi esaslarına ve sunni akidelere bağlı, Horasan melamiyetliğini benimsemiş olduğu, Yunus Emre’nin şiirlerindeki dile getirdiği tasavvufi düşünceden anlaşılmaktadır.
* Abdülkerim Erdoğan, Manevi Mimarlarıyla Ankara, Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Ankara, 2007, s. 42-45.


[1] M. Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Akçağ Yay., Ankara, 2003, s. 252-253; Abdurrahman Cami, Nefahatü’l-Üns, Marifet Yay., İstanbul, 2001, s. 842-843.
[2] M. Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Akçağ Yay., Ankara, 2003, s. 245-248.
[3] M. Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Akçağ Yay., Ankara, 2003, s. 248-253; Abdurrahman Güzel, Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı, Akçağ Yay., Ankara, s. 186-230.

TABDUK EMRE HAZRETLERİ TÜRBESİ
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Abdulkerim Erdoğan

a_01
a_picasa
a_fottom
a_tv

Abdülkerim Erdoğan Eserleri

asemerk
180x256-images-stories-Untitled-1

Ziyaretçi Durumu

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün168
mod_vvisit_counterDün310
mod_vvisit_counterBu Hafta777
mod_vvisit_counterBu Ay1470
mod_vvisit_counterToplam163932

Son YORUMLAR

  • Evciler
    Abdülkerim abi çok güzel olmuş.eline sağlık
  • Sarılar
    araştırmalarını z için teşekkürler.bu araştırmalar...
  • Başören Çeltikçi
    Ben buralıyım ama köyümü hic görmedim yaşım 49 büy...
  • İvedik
    Köyümüzle ilgili daha detaylı bilgiye hangi kitabı...
  • Ahmetadil
    köyümün öz geçmişini araştırıyorum bir türlü bulam...